Turkuvazın bütün tonları
| |
| |
Antalya'nın küçük sahil kasabası Kaş, her ne kadar artık gözde bir turizm merkezi olsa da o eski mütevazı güzelliğinden hâlâ bir şey kaybetmedi ve müdavimleri Kaş'tan asla vazgeçemiyor. Gerçekten de Kaş küçük sokakları, begonvilli pansiyonları, her bütçeye uygun otel ve restoranları, lacivert denizi, tekne turları, batık kenti ve mitolojik tarihin önemli eserlerine ev sahipliği yapıyor olmasıyla bir kez gideni bir anda kendine bağlayıverir. Antik çağda insanlar Antiphellos adını vermişler Kaş'a. Aslında Kaş'ın bu adı almasında, komşusu olduğu diğer Lykia kentinin, Phellos'un etkisi de yüksek. Phellos, eski Yunanca'da 'kayalık yer' anlamına geliyor. Antiphellos ise; 'kayalık yerin karşısı'. Kasabanın Kaş adını almasındaki rolü bu kez Meis adası oynuyor. Kıyıdan Meis'i seyredenler onu insan gözüne benzetirlermiş. Adanın karşısına düşen, yarımada uzantısı ise sanki bu gözün üzerindeki kaş gibiymiş. İşte böylece Kaş'la göz birbirlerini tamamlamışlar. Antik çağda Lykia bölgesinin küçük ama çok önemli liman bölgesiymiş Kaş. Ayrıca Antalya'nın yer aldığı antik Pamphylia bölgesini, Phaselis ve Patara üzerinden antik Karia'nın önemli kentleri Stratonikeia ve Alabanda'ya bağlayan yolun üzerinde olduğu için de dönemin önemli merkezlerinden biri olmuş. Kaş bugün de aynı özelliğini koruyor aslında. Tarihi ve turistik pek çok beldenin tam arasında olan Kaş hem kendine has güzellikleri hem de Kekova, Demre, Kalkan, Patara, Saklıkent ve hatta Fethiye'ye olan yakınlığı ile de hareketli ve bol gezili bir tatil imkanı sağlıyor.
Antik Çağdan bugüne bir seyahat
Kaş, güneş ve deniz tatilinin yanı sıra tarihi zenginlikleriyle de konuklarının başını döndürüyor. Antik kentten günümüze ulaşan eserlerin başında, şehrin kuzeyinde bulunan kayalara oyulmuş mezarlar ile dört bir yana serpilmiş olan Lykia lahitleri geliyor. Bugün Uzunçarşı Caddesi'nde yer alan Kral Mezarı, gerçekten de eski günlerin görkemini yaşatmayı sürdüren en önemli lahitlerin başında geliyor. Antik dönemdeki ahşap evlerin taşa geçirilmiş birer kopyası olan Lykia lahitlerinin en tipik örneği ve antik kentin nekropolünden günümüze kalmış birkaç anıt mezardan biri bu. Hellenistik devirde kenti çevreleyen sur duvarlarının kalıntılarını görmek için Meis'e, adeta Kaş olan yarımada bölümüne gitmelisiniz. Yarımadanın başlangıcına yakın olan Antiphellos Tiyatrosu ise, 26 basamaklı oturma sıraları ve muhteşem taş işçiliği ile benzerlerinden çok daha büyük ve etkileyici. İsterseniz tiyatronun basamaklarına oturup antik çağın sesini dinleyerek oradan Meis'i seyredebilirsiniz.Adanın neredeyse bir taş atımlık uzaklığı insanı hem şaşırtıyor hem de bu seyrin keyfini artırıyor. Başınızı tiyatronun bulunduğu tepenin biraz yukarısına çevirdiğinizde ise Dor Anıtı'nı göreceksiniz. Yekpare kayaya oyulmuş bu kare şeklindeki anıt, bir evi andıran cephesi ile antik dönemin görkemi kadar o dönemde ölülere verilen değeri de sergiliyor. Özellikle anıtın mezar odasını süsleyen, dans eden 24 kadın figürünün yer aldığı friz, dünyanın eşsiz örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Kaş, güneyin diğer turistik beldelerine pek benzemez. En kalabalık zamanlarında bile sakin ve huzurlu bir atmosfer yaratmayı başarır. Siz de bu dinginlikte kendinize döner, çılgın geceler ve güneşlenerek geçen günler yerine daha fazla doğayla buluşur, antik çağın içinde muhteşem bir seyahate çıkmış kadar mutlu olursunuz. Çünkü antik şehrin nekropolü, deniz kıyısından arkadaki tepelere kadar uzanır. Özellikle yamaçlarda, limanın doğusunda ve hatta denizin içinde bile Lykia lahitleri ile karşılaşacaksınız. Ayrıca kentin gerisindeki kayalıklara bakarsanız, kaya yüzeylerine oyulmuş, cepheleri tapınak şeklindeki mezarlar da sizi şaşırtacak kadar çok sayıdadır. Gerçekten de geçmişle bugün adeta iç içedir Kaş'ta. Antik bir tiyatroda geçmişi soluduktan sonra, yürüye yürüye kasabaya döner, bir anda rengarenk bir çarşının içinde kalabalıkla birlikte yeni günü yakalayabilirsiniz. Küçük restoranlardan birinde oturup taze balık, salata ve buz gibi bir bira ile Akdeniz'in lezzetine varmak ya da Mavi Bar'dan meydana yayılan rock müziğin içinde kaybolmak... Ya da kıyıya inip, balıkçı barınağındaki tekneler arasında bir başına aylaklık yapmak... İşte bunlar Kaş'ın en tipik özelliklerinin başında geliyor...
| |
| Likya döneminden kalan lahit Kaş'ın simgesi |
Batık Kent'in büyülü güzelliği
Denizi uzun kumsallarla tanımlayanlar için Kaş, ilk başta küçük çapta bir hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü Kaş'ın hep alıştığımız gibi sapsarı kumlarla kaplı bir plajı yok. Aksine Kaş'ın sahil kesimi baştan sona kayalık. Bu kayalar üstüne yapılmış ahşap iskeleler de plaj görevi görüyor. Belirtmekte yarar var, buralarda deniz hakikaten fazlasıyla derin. Bu sahil kasabasının yüzmeye uygun iki tane koyu var; Büyükçakıl ve Küçükçakıl. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi iki plaj da çakıllarla kaplı. Aslında suyun üstü kadar altına da ilgi duyanlar, yani dalmayı sevenler için kayalık kıyılar pek makbuldür. Özellikle de Büyükçakıl'ın suyu aniden koyu laciverte çeviren, dalgıçların tabiriyle 'duvar' yapan kayalıkları deniz tutkunları için bir hazine değeri taşıyor. Üstelik balık bakımından da çok zengin burası. Mürenler, orfozlar üç beş metre aşağıda cirit atıyor. Derinlik tutkusuna bağlananlar için de eşi bulunmaz bir dalış cenneti Kaş. Fener Burnu'ndan daldığınızda bir Osmanlı batığının arasında bulursunuz kendinizi. Güvercinli Ada yakınındaki rifin derinliği 44 metreyi geçiyor, üstelik kocaman orfoz ve lagoslar da elinizin altında. Meis açıklarındaki Uçan Balık rifi ise, dünya çapında bir dalış noktası. Kaş'ta yapılacak en güzel şeylerden biri de sabah kıyıdaki, altı ve kenarları camla kaplı bir gezi teknesine atlamak ve Kaleköy'ü, Kekova'daki Batık Şehir'i ve Üçağız'ı gezmek olacaktır. Adı Aprillai olduğu bilinen bu batık kentin sular altında kalan surları, lahitleri, ev ve tapınak kalıntıları gerçekten de çok hüzün veriyor. Bu günü birlik turlar, çevredeki tarihi ve doğal güzellikleri kısa sürede gezmek için çok ideal. Önce Tersane Koyu'nda Bizans devrine ait bir manastırın kalıntılarını izler, mavi serin sularda yüzerek özgürlüğün tadını çıkarırsınız. Kekova kıyısında kaptan mutlaka hız keser ki, siz suyun altına gömülmüş sütunları, sütun başlarının duvar yıkıntılarını daha rahat izleyebilin diye. Sonra Kaleköy"e geçersiniz. Antik adı Simena olan Kaleköy, yamaçtaki küçücük evleri, ortaçağdan kalma kalesi, yarıya kadar sulara gömülmüş lahitleri ve bir sürü minik adasıyla hâlâ çok gizemli ve çarpıcı. Su altı gözlüğü ile dalış yapıp antik kentin sütunları arasında dolaşmak ya da köye çıkıp bir roman kahramanı ruhuyla Kekova'yı tepeden seyretmek... Artık seçim size kalmış. Ama oraya kadar gitmişken bu köyün kadınlarını da tanımak gerekiyor. Çünkü hepsi iyi birer denizci ve hatta kaptan. Köyde su olmadığı için sularını karşıdaki adadan tekne ve sandalla taşıyor hatta tek başlarına balığa bile çıkıyorlar. Kaleköy'den sonraki durak Üçağız Köyü yani antik adıyla Teimiussa. Çevresi zeytinlikler ve lahitlerle çevrili olan bu kentin sular altında kalmış rıhtımı da yine çok büyülü bir görüntü yaratıyor.Akşam, Mavi Bar'dan yayılan müzikle iner Kaş'a. Barın ahşap sandalyeleri daha gün batımına yakın saatlerde dolmaya başlar. Rock müziğin temposuna sokağın tüm sesleri eşlik eder. Bademci, midyeci, kumpirci, çiçekçi... Kadehler kalkar, sohbetler koyulaşır, Meis'in ışıkları Kaş'a göz kırparken herkes kendi hayatına unutulmaz bir anı daha ekler...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder