3 Haziran 2008 Salı

12 Zeugma mozaginin Paris'te satisi durduruldu!

















12 Zeugma mozağinin Paris'te satışı durduruldu Kültür ve Turizm Bakanlığınca, Paris'te bir müzayede evinde satışa sunulacağı haber alınan 12 Zeugma mozaiğinin satışı durduruldu


Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Paris'teki Drout Müzayede firmasının dünkü müzayedesinde Zeugma ören yerinden çıkarılan mozaiklerin satışa çıkarılacağı haber alındı. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçilerek söz konusu eserlerin satışının durdurulması için gerekli girişimlerin yapılmasının istendi. Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği'nce gerekli girişimlerin yapıldığı ifade edilen açıklamada, müzayede kataloğunda yer alan eserlerin Zeugma Antik Kenti'ne ait olup olmadığına ilişkin Zeugma Kazı Heyeti Başkanı Doç. Dr. Kutalmış Görkay ile kazılarda bulunan Bekir Eskici, Selçuk Şener, Roberto Nardi'nin ayrıntılı rapor hazırlayacağı kaydedildi.

Kaynak: VATAN Gazetesi

Piza Kulesi'ndeki eğim 300 yıl artmayacak!



Yapıldığından Beri Eğimi Artıyor. Ama Çalışmalar Sonuç Verdi. 300 Yıl Eğim Artışı Engellendi.


İtalya'nın Toscana bölgesindeki Pisa kentinde bulunan ünlü Piza Kulesin'deki eğim artışı sorunu sona erdi. Ünlü kulenin eğiminin giderek artması neticesinde yıkılma korkusu duyulmasının ardından 1990'da yapılan teknik müdahale 18 yıl sonra olumlu sonuç verdi.

Piza Kulesini kurtarmaya yönelik teknik çalışmalara rehberlik etmiş olan Torino Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Michele Jamiolkowski, teknik müdahalenin olumlu sonuç verdiğinin artık iyice netleştiğini açıkladı.

Prof. Jamiolkowski, bugün Corriere della Sera gazetesinde yayımlanan demecinde, 1700'lü yıllardan bu yana Piza Kulesindeki eğim meselesinde ilk kez tam bir duraksama olduğunu belirterek, "Kuledeki eğim değişikliği durdu. Öngörülerimiz gerçekleşti. Artık en az 300 yıl rahatız" dedi.

Eğikliğiyle ünlü Piza Kulesinde güneye doğru eğilimin giderek artması, 1990'da teknik müdahaleyi zorunlu kılmıştı. 1993'de kulenin eğikliği, 4,47 metreyle rekor düzeye ulaşmıştı. Kulenin kuzey kaidesinin altına toplam 599 ton ağırlığındaki 94 karşı ağırlığın yerleştirilmesiyle eğimin 2001 yılında 4,10 metreye düşmesi sağlanmıştı.

Jamiolkowski'nin açıklamasına göre Piza Kulesinde artık 3,99 metreye inmiş olan eğim, sabitlik kazanmış bulunuyor.

Prof. Jamiolkowski, restorasyon çalışmalarının gelecek aylarda sona ermesinin ardından Piza Kulesinin yaklaşık üç ay sonra tekrar turistlerin ziyaretine açılabileceğini de kaydetti.

27 Mart 2008 Perşembe

İstanbul Hakkında Genel Bilgiler

İSTANBUL HAKKINDA GENEL BİLGİLER

"Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer." Bir koluyla Asya'ya, diğeriyle Avrupa'ya uzanarak iki kıtayı da kucaklayan kenti Lamartine böyle tanımlıyor.

Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.

Şehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alır. Kentin tepelerinden yükselen 500'ü aşkın caminin silueti baş döndürücü bir atmosfer yaratır. İnsan kendini geçmiş zamanla bugün arasında bir rüyada gibi hisseder! Altı minaresiyle İstanbul'un sembolü haline gelen, dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler nedeni ile "Mavi Cami" diye anılan Sultanahmet Camii'ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinianus zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa'yı, Hz. Meryem'i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiştir. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Cami ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesidir. Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.


Marmara'ya ve Boğaz'a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alır. Topkapı Sarayı'nda Çin Porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz. Ayasofya ile Sultanahmet Cami arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans Devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş bulunur.

Yerebatan Sarayı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biridir. En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu muhafaza etmektedir. İstanbul'da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan'ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunar.

İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehirdir aynı zamanda. Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim... Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.

Boğaz'da bir vapur gezisi, unutulmaz anılarınız arasına girecektir. Boğaz'ın iki yakasında sıralanan her birinden ayrı bir sevda masalının sulara yansıdığı asude ve emsalsiz yalılar, 20. yüzyılda yapılan lüks villalar, Dolmabahçe, Göksu ve Beylerbeyi Sarayları, Rumeli ve Anadolu Hisarları, balıkçı köylerinden kalma izler, lokantalar, çay bahçeleri, parklar, gece kulüpleri sizi büyüleyebilir. Aynı günde Karadeniz'in vahşi sahillerinde denize girip ardından Marmara'nın sakin kıyılarında bir çay bahçesinde bir fincan kahvenizi yudumlarken belki de tarihe geçecek anılarınızı kaleme alabilirsiniz.

Eşsiz tarihi ve kültürel geçmişi ve sayısız cazibesine ilave olarak modern oteller, istisnai lokantalar, gece kulüpleri, kabareler, tarihi çarşılar ve dükkanlar İstanbul'u konferans ve kongreler için dört dörtlük bir mekan yapmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul Arkeoloji Müzeleri; Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ana birimden oluşmaktadır. Bu nedenle İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak anılmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

T.C. Kültür Bakanlığı, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü Sultanahmet Semti’ndeki Gülhane Parkı girişinin sağından Topkapı Sarayı Müzesi‘ne çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşu üzerindedir.

19. yüzyıl sonlarında ünlü ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891′de ziyarete açılmıştır. “İlk Türk Müzesi” olarak taşıdığı önemin yanısıra dünyada müze olarak inşa edilmiş az sayıdaki müze binası arasında yer almasıyla da büyük önem ve ayrıcalığa sahiptir. Çeşitli kültüre ait bir milyonu aşkın eseriyle bugün de dünyanın en büyük müzeleri arasındaki seçkin yerini korumaktadır.

Müze koleksiyonları arasında Balkanlar’dan Afrika’ya, Anadolu ve Mezopotamya’dan Arap Yarımadası’na ve Afganistan’a kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırlan içinde yer alan bölgelerden değişik uygarlıklara ait zengin ve çok önemli eserleri barındırmaktadır.

Antik Şehir Aspendos


Aspendos Antik TiyatrosuTarihçe

Antalya - Köprüçay (Eurymedon) nehrinin yanında kurulmuş olan Aspendos, muhteşem antik anfi-tiyatrosuyla dünyaca tanınmaktadır.

Yunan efsanesine göre, şehir Truva Savaşı’ ndan sonra Pamphylia’ ya gelen kahraman Mopsos liderliğindeki Argive kolonicileri tarafından kurulmuştur. Aspendos bölgede kendi adına madeni para bastıran ilk şehirlerden biridir. Tarihi M.Ö. beşinci ve dördüncü yüzyıla uzanan bu gümüş sikkelerde şehrin adı yerel yazı ile Estwediiys olarak geçer. 1947’ de yapılan Adana yakınındaki Karatepe kazılarında bulunan M.S. sekizinci yüzyılın sonlarına ait hem Hitit hiyeroglifi hem de Finike alfabesi ile kazılmış olan iki dildeki yazıt, Danunum (Adana) Kralı Asitawada’ nın kendi isminden türetilmiş Azitawadda adında bir şehir kurduğunu ve kendisinin Muksas ya da Mopsus hanedanı üyesi olduğunu belirtir. “Estwediiys” ve “azitawaddi” isimleri arasındaki bu şaşırtıcı benzerlik Aspendos şehrinin Asitawada’ nın kurduğu şehir olabileceğine işaret eder.

Aspendos eski çağlarda politik bir güç olarak önemli rol oynamamıştır. Aspendos’ un kolonileşme dönemindeki siyasi tarihi Pamphylia bölgesindeki akımlarla uyum sağlar. Bu eğilim ile Aspendos, kolonileşme döneminden sonra bir süre Likya egemenliği altında kalmıştır. Şehir, M.Ö. 546’ da Pers hakimiyeti altına girmiştir. Aspendos’ un bu dönemde de kendi adında parasını basmaya devam etmiş olması, şehrin Pers egemenliği altında bile oldukça özgür olduğunu gösterir.

M.Ö. 467’ de devlet adamı ve askeri komutan Cimon ve onun 200 gemiden oluşan filosu, ani bir saldırıyla Eurymedon (Köprüçay) Nehri’ nin ağzında konuşlanan Pers donanmasını yok etmiştir. Cimon, Pers kara kuvvetlerini ezmek için, en iyi savaşçılarını daha önce ele geçirdiği tutsakların giysilerini giydirip kıyıya göndererek Persleri kandırdı. Persler bu adamları gördüklerinde onların düşman tarafından serbest bırakılan yurttaşlar olduğunu düşündüler ve kutlama şenlikleri düzenlediler. Bundan yararlanan Cimon, karaya çıkartma yaptı ve Persleri yok etti. Bundan sonra Aspendos, Attika-Delos Deniz Birliği’ nin üyesi oldu.

Antik Şehir Olympos


Olympos Antik KentiTarihçe
Olympos, Hellenistik Devir’ de kurulmuştur. Varlığını M.Ö. II. yüzyılda bastırdığı Lykia birlik sikkelerinden anlıyoruz. M.Ö. 100′ de birliğin önde gelen ve üç oy hakkına sahip altı şehrinden birisi olmuştur. M.Ö. I. yüzyılda Olympos‘ a korsanlar dadanmış, şehir korsanların yerleştiği bir yer haline gelmiştir. M.Ö. 78′ de Roma komutanı Servilius Isaurieus Olympos‘ u korsanlardan temizleyerek şehri Roma topraklarına katmış, Roma dönemi sırasında hemen yakınındaki tabii gazların yandığı Çıralı‘ daki Demirci tanrı Hephaistos kültü ile büyük bir ün sahibi olmuştur.

M.Ö. II. yüzyılda bütün Lykia kentlerindeki onarım ve yardımlarından tanıdığımız Rhodiapolisli Opramoas’ ın Olympos’ a da yardım elini uzattığını ve birçok yapının onarımını ve yeniden yapımını sağladığını görüyoruz.

M. Ö. II. yüzyıl sonlarında Çiçero Olympos ‘u zenginlikler ve sanat eserleriyle dolu bir kent olarak tarifetmektedir. Kent doğu-batı yönünde yaklaşık 600 m. kuzey-güney yönünde 250 m. genişliğinde bir alana yayılmıştır. M. S. 141 ve 526 yıllarında iki kez deprem geçiren kent M. Ö. 1. yüzyılın ortaları ve M. S. 4. yüzyılda olmak üzere iki kez de korsanlar tarafından yönetilmiştir. Olympos aynı zamanda Hıristiyan‘ lığın da erken yayıldığı kentlerden birisidir. Papaz Methodius M. S. 300 yılında kenti ziyaret etmiştir. Kent 7 ve 8. yüzyıllardaki Arap istilalarından sonra 9. yüzyıldan 16. Yüzyıla dek Cenevizli tüccarların üssü haline gelmiştir. Barboros Hayrettin Paşa’ nın Akdeniz’ de Türk egemenliğini sağladığı 16. yüzyıldan sonra kent tamamen terkedilerek harabe haline gelmiştir.

Böylece bu yüzyıl Olympos‘ un en refah içinde olduğu yüzyıl olmuş, bundan sonraki III. yüzyılda yeniden korsanlar Olympos‘ a musallat olmuşlardır. Korsanların saldırıları zengin ve mamur şehri bir anda fakir düşürmüş ve önemini yitirmesine sebep olmuştur. Bundan sonra şehir önemsiz küçük bir kent olarak yaşamını sürdürmüştür.

Petra Antik Kenti


Petra Antik Kenti

Ürdün’ ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasında yer alan Petra Antik Kenti M.Ö 400 ile M.S. 106 yılları arasında Nebatiler’ in başkentiydi. Roma İmparatorluğu’ nun işgalinin ardından M.S. 400 yıllarında deprem ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle zaman içinde unutulan kent 1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından tekrar bulundu. Kentte tiyatro, tapınak, ev gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır. El Khazna ve Roma döneminde yapılan anfitiyatro en bilinen yapılardır. 6 Aralık 1985 tarihinde Unesco tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilen Petra Antik Kenti, Peru’ da yer alan Machu Picchu ile kardeş şehirdir.

Petra İle İlgili Makale

2 bin yıllık bir sırrı saklıyor Ürdün çölleri. Sapasağlam ama insansız evler, gülkurusu rengindeki kayalara oyulmuş dev binalar, hiç ummadıkları anda şiddetli bir sesle helak olan Semud kavminin feci akıbetini fısıldıyor ziyaretçilerine.

Her ne kadar savaş muhabiri olarak Bağdat’ ta savaşı izlemişte olsam, üç gün önce savaş haberleri geçsem de Türkiye’ ye dönmek için Ürdün‘ e gelmiştim ve zorunlu olarak birkaç gün Amman‘ da kalmak durumundaydım, Buralarda eğer birkaç günlük boş zaman diliminiz varsa mutlaka yapmanız gereken şey, Ürdün çölü ortasında bulunan, kayıp şehir Petra‘ nın peşine düşmek olmalı. Çünkü hakkında çok şey duyduğunuz, kutsal kitaplardan okuduğunuz, arkeologların hakkında ciltler dolusu eserler yazdığı antik kentin dayanılmaz cazibesi, merakla birleşerek sizi çöle çekecektir. Bu tarih boyunca da böyle olmuştur. Hatta antik Petra‘ yı, Şam üzerinden Mısır‘ a giden İsviçreli seyyah Johan Burckhardt duyduğu bir menkıbenin peşine takılmasıyla keşfetmiş, yüzlerce yıl süren uykusundan uyandırmıştır.

Haçlı Seferleri’ nin ardından tarihin derinliklerine gömülen ve unutulan Petra, Burckhardt tarafından yeniden keşfinden sonra arkeologların başlıca çalışma alanları içerisinde yer aldı. Kayıtlara göre milattan önce 4. yüzyılda bütün Mezopotamya‘ yı tehdit eden Persler’ den kaçan Nebatiler, ulaşılması çok zor olan Musa Vadisi‘ ne sığınırlar. Çöl düzlüğünün ve uçsuz bucaksızlığının içinde yer yer kayalara oyulmuş, aralarına dolanmış, üzerlerine çıkmış taştan bir antik şehir inşa ederler. Ölü Deniz‘ in 80 km güneyinde, Arap çölünün kenarındaki bu antik şehrin; anfi tiyatrosu, tapınakları, sarayları ve mezarları vardı ki bunların tamamı kaya bloklarının oyulması suretiyle inşa edilmişti.

Aphrodisias Antik Kenti


Aphrodisias Antik Kenti Tetrapylon

Tarihçe

Kent adını, aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’ den almıştır. Aphrodisias ismi ilk olarak M.Ö. 2.yy’ da kullanılmaya başlanmıştır. Kent daha önce başka adlarla anılıyordu. Kullanılan isimler sırasıyla ;

Lelegonpolis
Megapolis
Ninoi
Aphrodisias
Kayra
Geyre

Yerleşim geç neolitik çağa kadar uzanmaktadır. Akropolde ve pekmeztepede yapılan kazılar neticesinde, iki köyün varlığı kanıtlanmıştır. M.Ö. 2yy’ da Roma egemenliğinin güçlenmesiyle, kent kutsal yöre olarak önem kazanmış ve Aphrodisias ismini almıştır.
Kazılarda ortaya çıkarılan tiyatronun sahne yapısının duvarlarındaki yazılarda, Caesar’ ın, Aphroditeye hediye ettiği altın bir Eros heykelinden söz edilmektedir. Dolayısıyla Caesar kente gelmiş, tanrıçaya sadakatini sunmuş olabilir.

İ.Ö. 44 yılında Caesar’ ın öldürülmesinden sonra katillerin yandaşlarından olan Labienus ce adamları kenti ele geçirip talan etmişlerdir. Octavianus ve Antonius’ a sadakatinden ötürü M.Ö. 39 yılında triumvirlik kararıyla bazı ayrıcalıklar tanınmıştır. Bu ayrıcalıklar, vergi muafiyeti, tapınağa sığınma hakkı ve özerkliktir. M.Ö. 27′ de Oktavianusun tahta çıkışından sonra da sıcak ilişkiler devam etti. M.S. 1.yy’ dada ilişkiler devam etti. Julius Cladius soyunun imparatorları kente büyük ilgi duyuyorlardı. M.S. 22 yılında Tiberius daha önce senatonun tanıdığı ayrıcalıkları yeniden onaylamıştır. 3. yy’ ın sonuna kadar bu ilgi devam eder.

1. ve 3. yy arası buradaki heykeltıraşlık okulunun ünü her yere yayılmış ve çok uzaklardan bile Aphrodisias’ ın ziyaretçi almasını sağlamıştır. Salbakos’ dan (Babadağ) çıkartılan mermerler, burada işlenip birçok yerden gelen siparişleri karşılamaya çalışıyordu. Heykellerinin yanı sıra bilim ve sanat alanında da eserler ortaya koymuştur.

Kayseri Erciyes Kayak Merkezi

Erciyes Kayak Merkezi

İç Anadolu’ nun Tekir Yaylası üzerinde bulunan Erciyes Kayak Merkezi (3916) m. Türkiye‘nin en gözde manzarası, kayak öğrenme ve yapmaya en elverişli düzgün pistlerine sahiptir. Kayseri ilinin 25 km. güneyinde yükselir. Kayak severler bilir; kayak yapmanın zevkini en güzel toz kar verir en güzel toz karı Erciyes verir. Toz kar zevkini ve kayağın tadının doruklarına ulaşacağınız Erciyes Kayak Merkezi 8 adet mekanik lift bulunmaktadır. Bunlardan 3′ü Baby-lift 3′ü teleski ve 2’si dünyada kayakçıların en çok tercih ettiği telesiyejdir. Bu telesiyejler Zümrüt Limited Şirketi’nin bünyesinde bulunup Erciyes Kayak Merkezi‘nin en uzun ve taşıma kapasitesi en fazla olan mekanik tesisidir. 1′inci telesiyej 1500m uzunluğunda olup, 2215 rakımdan başlar ve 2550 rakımda biter. Daha çok profesyonel kayakçılara hitap eden 2′inci telesiyej 1600 mt uzunluğunda olup sizleri 2550 rakımdan alıp 3000 rakıma ulaştırır. Bu özelliklerinden dolayı Türkiye‘de bulunan en uzun chair-lifttir.

Erciyes Kayak Merkezi’nin Konumu

Kayseri’nin hemen güneyinde yükselir. Yaz tırmanışları için en uygun zaman Mayıs-Ekim ayları arasıdır. Sönmüş genç bir volkan dağ, Orta Anadolu’nun en yüksek doruğudur. Dağın kuzeyinde 700 m. uzunlukta bir dağ buzulu vardır. Doğu yüzünde 2100-2900 m. yükseklikte yer alan Tekir Yaylası bir kış sporları merkezidir. Telesiyejden sonra kamp yeri olan Çobanini’ne kışın yürüyerek yaklaşık 2,5-3 saatte gidilir. Tırmanış genellikle Çobanini’nden mola taşına kadar 1 saat sürüyor. Mola taşı tam şeytan deresinin ağzındadır. Buradan, küçük zirve yaklaşık 2-3 saat sürer. Orta Anadolu’nun en yüksek doruğu olan Erciyes Dağı (3916 m.) Kayseri ilinin hemen güneyinde yükselir. Erciyes Dağı, sönmüş bir volkandır. Üzerinde birçok yan volkan konisi bulunur.

Sümela Manastırı


Trabzon Sümela ManastırıSümela Manastırı Tarihçesi

Sümela Manastırı , Trabzon ili, Maçka ilçesi, Altındere köyü sınırları içerisinde yer alan Panagia (Meryem Ana) deresinin batı yamaçlarında Mela (Yunanca ’siyah’) tepesi üzerinde deniz seviyesinden 1.150 m yükseklikte yer alan bir Rum Manastır ve Kilise Kompleksi olup, tam adı Panagia Sumela veya Theotokos Sumela‘dır.

Kilisenin M.S. 375-395 tarihleri arasında inşa edildiği sanılmaktadır. Anadolu’da sıkça rastlanılan Kapadokya Kiliseleri tarzında yapılmış, hatta Trabzon‘da Maşatlık mevkiinde benzeri bir mağara kilisesi daha vardır. Kilisenin ilk kuruluşu ile manastır haline dönüşümü arasındaki bin yıllık dönem hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Karadeniz Rumları arasında anlatılan bir efsaneye göre Atina’lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, Hz.İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryemin bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela‘nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon‘a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır.

Meryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını “siyah” anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söylenmektedir. Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar’dan geldiği düşünülmekte ise de, Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengine bağlanabilmektedir. Ünlü tarihçi J.P.Fallmerayer’in de (1790-1861) yılında buraya geldiğinde dikkatini çektiği gibi renginin koyu, hatta teşhis edilemeyecek derecede siyah oluşu bu adın esasının teşkil etmiş olması mümkündür. Gürcü resim sanatında, XII. yüzyılda sanat aleminde siyah Madonna ismi altında tanınan bir takım Meryem ikonlarının yapıldığı ve yayıldığı bilinir.

Buranın başlıca gelir kaynağı olan bir Meryem Ana resminin eksikliğine ve mucizeler yarattığına halkı inandırmak böylece onun değerini büyütmek için uydurulduğu kolayca sezilen rivayete göre, güya bu resim, İsa’nın havarilerinden Lukas tarafından yapılmış. Lukas’ın terekesinden Atina’ya geçmiş fakat Theodosius devrinde, 4. yüzyılda resim kendiliğinden buradan ayrılmak istemiş, bir gün melekler tarafından gökte uçurularak Trabzon dağlarındaki bu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmıştır. Tam bu sıralarda Atina‘dan Trabzon‘a gelen Barnabas ve Sophronios adlarında iki keşiş de bu ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuşlar ve burada Anakaya Kilisesini inşa ettirmişlerdir. 6. yüzyılda imparator Justinianus’un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine generallerinden Belisarios tarafından tamir edildiği de söylenmektedir.

Yine başka bir efsaneye göre, büyük bir kasırga sırasında Meryem’in yardımı ile canını kurtaran III.Alesios burasını yeni bir tesis halinde inşa ettirmiş, zengin vakıflar bağışlamış bir Khrysobullos yeni bir ferman ile de bu vakıflarını sağlam esaslara bağlamıştır.

Trabzon Sumela Monastery

Manastırın 1650′ye kadar dış kapısı üzerinde görülebilen 1360 tarihli, beş mısralık bir manzum kitabede III. Alesios, bu tesisin kurucusu (ktetor), “Doğu ve Batı (=Iberia)’nın hakimi imparator” olarak gösterilmişti. Alesios 1361 yılındaki bir güneş tutulmasını burada karşılamıştır. Bu prensin sikkelerinde güneş resmi bu olayla ilgili kabul edilmektedir. 1365 tarihli “vakfiyesi” ile de manastırın bütün idari şartlarını, arazisini, gelirlerini düzene koyduktan başka, Trabzon‘a gelecek bir tehlikeyi, bir Türk akınını önlemek üzere, buradaki keşişlerin daima uyanık bulunmalarını da bildirir.

Sümela Manastırı‘nın kuruluşu bilimsel verilere göre 13. yüzyıla kadar inmektedir. Kısacası Trabzon Sümela Manastırı, Trabzon Kommenoslar olarak bilinen ve 1204 tarihinde Trabzon‘da kurulan Kommenos Prensliği’nden III.Alexios (1349-1390) zamanında manastırın önemi artmış ve fermanlarla gelir sağlanmıştır.

14. yüzyılda Türkmen akınlarına maruz kalan kentin savunmasında ileri karakol görevi üstlenen manastırın statüsünde Osmanlı fethinden sonra bir değişiklik olmamıştır. Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’da ki şehzadeliği sırasında iki büyük şamdan buraya hediye ettiği, Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, I. Selim, II. Selim, III. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman ve III. Ahmed’in de manastırla ilgili birer fermanları bulunmaktadır. Osmanlı döneminde manastıra sağlanan imtiyazlar, Trabzon ve Gümüşhane bölgesinin İslamlaşması sırasında özellikle Maçka ve kuzey Gümüşhane‘de Hristiyan ve gizli Hristiyan köyleri ile çevrili bir alan yaratmıştır.

Trabzon Sümela Manastırı

Sümela Manastırı‘nın 18. yüzyılda birçok bölümü yenilenmiş, bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir. 19. yüzyılda büyük binaların ilave edilmesiyle manastır muhteşem bir görünüm kazanmış, en zengin ve parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde son şeklini alan manastır pek çok yabancı seyyahın ziyaret ettiği, yazılarına konu edilen bir yer haline gelmiştir. Bu yazarlar arasında, Ghikas (1755), Stephan (1764), Hysilantes (1775), G.Palgrave (1826-1888) sayılabilirler.

18 Nisan 1916’dan 24 Şubat 1918’e kadar süren Rus işgali sırasında Maçka civarındaki diğer manastırlar gibi bağımsız bir Pontus devleti kurmak isteyen Rum milislerin karargahı olmuş, nüfus mübadelesi ile bölgedeki Hıristiyanların Yunanistan’a gönderilmesinin ardından önemini yitirerek T.C. Kültür Bakanlığı tarafından yakın zamanda onarılana dek kaderine terkedilmiştir.


Sümela Manastırı Genel Bilgiler

Oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilen Sümela Manastırı, başlıca ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma bölümlerinden oluşur.

Sümela Manastırı‘nın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin bugün büyük bir bölümü yıkılmıştır.

Dar ve uzun bir merdivenle Sümela Manastırı‘nın ana girişine ulaşılır. Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmaktadır. Buradan bir merdivenle iç avluya inilir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır. Sümela Manastırı‘nın kütüphanesinde evvelce kataloğu yapılan ve çoğunluğu 17-18. yüzyıllara ait çeşitli el yazmalarından 66 tanesi Ankara Müzesi‘nde, içinde minyatürler olan ve Bizans eseri 1000 tanesi İstanbul’da Ayasofya Müzesi‘ndedir. Ayrıca 150 kadar da taş baskı kitap vardır.

Trabzon Sümela ManastırıSultan Selim’in hediye ettiği şamdanlar 1877′de çalınmıştır. Manastıra ait başka bir Meryem ikonası da Oxford’da özel bir koleksiyondadır. 1436 tarihli işlemeli gümüş madalyon ile 1438 tarihli işlemeli bir örtü de Atina’daki Benaki Müzesi‘ndedir.

Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır.

Sümela Manastırı‘nın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır. Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir. Şapeldeki freskler ise 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir.

Buradaki fresklerin 1710-1732 yıllarında yapıldıklarını bildiren yazılar tespit olunmuştur. Halbuki mağara kilisenin inde avluya komşu duvarda III. Alexios devrine ait freskler de tespit edilmiştir. Bugün bu portrelerden hiçbir iz kalmamıştır. Dışarıda kaya sathına işlenmiş ve bugün yalnız üst şeritleri kalabilmiş olan büyük bir mahşer sahnesinin dökülen sıvalarının altından başka sahnelerin gün ışığına çıktığı görülmektedir. Üzerinde bir ejder ile süvari iki aziz (Georgios ve Demetrios) tasvir edilmiş bulunan küçük bir şapelin duvarında tabakanın altında üç tabaka daha resim bulunduğu tespit edilmiştir.

Nitekim bir yerde en alt tabakada imparator kıyafetinde diademli bir figürün üstünde diademli başka bir figür bunun üstünde de matemorphosis, yan itabor adında İsa’nın görünüşünün değişmesi (suretinin değişmesi) sahnesi işlenmiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında Sümela Manastırı‘nın eski ve o nispette de değerli duvar resimleri, sıvaların tamamen dökülmediği yerlerde alt tabakalarda da mevcuttur.

Trabzon Sümela ManastırıKutsal suyu toplayan şadırvanda sivri kemerleriyle Türk Mimarisi karakterindedir. Sümela Manastırı‘nın yüz metre kadar kuzeyinde yine dağ yamacına oyulmuş erişilmez durumda ve içinde freskleri olan şapeller bulunmaktadır. Sümela Manastırı‘nda 1998′den beri Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yürütülen bir proje dahilinde zarar gören duvarlar temizlenip restore edilerek koruma altına alınmıştır.

Sümela Manastırı‘nın ana bölümü üst çatıyla kaplanmış olup, Ana Kaya Kilisesi‘ndeki freskler temizlenerek sağlamlaştırılmıştır.

Ve sonuç olarak ziyaretçilerin Sümela Manastırı‘na daha rahat ve güvenli bir şekilde ulaşabilmeleri için patika yol doğal yapı bozulmadan genişletilerek yeniden düzenlenmiştir.

Sümela Manastırı‘nın ana bölümü üst çatıyla kaplanmış olup, Ana Kaya Kilisesindeki freskler temizlenerek sağlamlaştırılmıştır.

Ve sonuç olarak ziyaretçilerin Sümela Manastırı‘na daha rahat ve güvenli bir şekilde ulaşabilmeleri için patika yol doğal yapı bozulmadan genişletilerek yeniden düzenlenmiştir.

Sümela Manastırı Freskleri

- Asıl kilisenin absid kısmında, güney duvarında yukarıda Meryem’in doğuşu ve mabede sunuluşu, tebliğ, Hz. İsa’nın doğuşu, mabede sunuluşu ve hayatı, altta İncilden resimler.
- Güney kapısında Hz. Meryem’in ölümü ve havariler.
- Kilisenin doğuya bakan yukarı kısmında 2. sırada Genesis, Ademin yaratılışı, Havva’nın yaratılışı, Tanrı’ın tembihi, İsyan (Adem ile Havvanın yasak meyveyi yemeleri), Cennetten kovulma.
3. sırada: Yeniden dirilme, Thomas’ın şüphesi, Kabirde bir melek, Nikaia konsülü.
- Absid kısmının dışında, yukarıda Mikail, Cebrail bulunmaktadır.

Trabzon Sümela Manastırı

Sümela Manastırı Ulaşım
Trabzon‘a 47 kilometre, Maçka’ya 17 kilometre uzaklıkta Altındere Milli Parkı içinde bulunan Sümela Manastırı, yaz aylarında turizm acentaları tarafından günü birlik turlar düzenlenmektedir.

www.sumelamanastiri.net - www.trabzon.gov.tr - Sitelerinden Alınmıştır

8 Mart 2008 Cumartesi

İZMİR- Çeşme

Çeşme Plajları...

--------------------------------------------------------------------------------

29 km`lik Çeşme kıyı şeridi boyunca göreceğiniz birbirinden güzel plajların her birinden ayrı bir keyif alacaksınız.Çünkü, Çeşme öyle güzel bir ev sahibidir ki ; her zaman tertemiz denizi, eşine az rastlanır yumuşacık kumsalları ve bunalmadan istediğiniz bronzluğa ulaşabileceğiniz güneşiyle kucaklar sizi. Dingin bir denizde serinleyip sonra da sımsıcak kumsal da sakince güneşlenmek mi,bir yat kiralayıp adaları gezmek mi, dalış tüpünüzü takıp derinlerdeki zenginliği keşfetmek mi yoksa surf tahtanızı alıp rüzgarla dansetmek mi istiyorsunuz? Düşlemeniz bile yeter. Çeşme hepsini önceden düşünmüş ve her bir plajını farklı bir alternatif olarak hazırlayıp hizmetinize sunmuştur sanki.

İşte en önemli plajlardan birkaçı:

ILICA :2 Km`ye yakın uzunluktaki geniş ve beyaz kumlu
plajları, nitelikli konaklama tesisleri ve termal olanaklarıyla Çeşmenin en büyük ve popüler turizm merkezidir.
Deniz`in içinden kaynayan sıcak termal suları, ılıca plajını ve yöredeki diğer plajları büyük birer termal havuz haline getirir. Ilıca`daki büyük, küçük konaklama tesisleri, yoğun bir turist kapasitesinin ihtiyacını karşılayabilecek durumdadır. Ilıca`nın önemini arttıran en önemli husus, termal olanaklarıdır. Birçok küçük, otel ve pansiyonlarda bile kaplıca suyu vardır. Çeşme plajlarının ve özellikle ılıca plajının en önemli özelliklerinden biri de, kıyıdan denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin insan boyunu geçmeyecek derinlikte olmasıdır. Sığ sularda, özellikle termal kaynaklarla beslenen sularda ultraviyole ışınlarının insan sağlığına çok daha fazla yararlı olduğu bilimsel bulgularla kesinleşmiştir. Bunların yanı sıra , bu plajlardan çocukların yararlanma olanakları, sağlık ve can güvenliği bakımından elverişlidir. Ilıca`nın en büyük konaklama tesisi bu plajın kenarında yer almaktadır. Aynı zamanda Turizm Bakanlığından belgeli bir tesistir.

BOYALIK KOYU : Yaklaşık 5 Km. uzunluğunda çok güzel plajlara sahip bir koydur. Ilıca plajının karakteristiklerini gösteren bu koy, bugün Çeşme`nin en hızlı gelişen turizm alanlarından biridir. Koyun orta kısmında yer alan Kalem Burnunun karayla birleştiği yerde, yapıldığı yıllarda Türkiye`nin en büyük ve en modern konaklama tesislerinden biri olan ALTINYUNUS TATİL KÖYÜ ve Marinası bulunmakta olup köyün tüm doğal zenginliklerini turistin hizmetine sunmaktadır. Bu koyun kuzey rüzgarlarına kapalı en sakin plajı SAKİN DENİZ (Ayayorgi) plajıdır. Kıyısındaki lokantaları ve kamp yerleriyle gerçekten sakin ve dinlendirici bir köşedir.Kıyısındaki lokantaları ve kamp yerleriyle gerçekten sakin ve dinlendirici bir köşedir.

ŞİFNE-BÜYÜK LİMAN-PAŞA LİMANI : Ilıca plajı merkez olmak üzere kuzeydoğu yönünde Şifne`ye kadar uzanan kıyı bandı, güzel plajları ve kaplıcalarıyla değerli bir merkez oluşturur. Büyük Liman, Paşa Limanı koyları, turistik tesislerin, kamp alanlarının ve toplu yazlık konutların toplandığı bir yerdir. Şifne, kaplıcalarıyla ünlü bir merkez olup, çok sayıda temiz ve düzenli pansiyon hizmet vermektedir. Ilıca merkezine yaklaşık 5 Km. uzaklıktaki bu önemli turizm merkezine ulaşım Ilcadan sağlanır.

ILDIRI : Antik Erythria kentinin bulunduğu Ildırır ve yöresi, doğal plajları ve kamp alanlarını bakımından kampçılar için ilginç, bir yöredir. Çeşme ilçe merkezine 22 km. Ilıca`ya 15 km. uzaklıktaki bu tarihi ve doğal zenginliklere sahip yöreye ulaşım Şifne`den sonra stabilize bir yolla yapılmaktadır.

DALYAN VE SAKIZLI KOY : Çeşme yarımadasının kuzey kıyılarında yer alan bu turistik merkezler, tipik balıkçı mahallesi, evleri, limanı, plajları ve insanlarıyla Ege yaşantısının ve doğal güzelliklerinin toplandığı bir yöredir. Bu yöre, Çeşme ilçe merkezine 4 Km. uzaklıktadır. Dalyan köyde çok sayıda kaliteli pansiyon yerli ve yabancı turistlerin hizmetindedir.

ÇİFTLİKKÖY VE PIRLANTA PLAJI : Çeşme ilçe merkezinin güney ve güneybatısında yer almaktadır. Bu yörenin en önemli plajları PIRLANTA-TURSİTE ve ALTINKUM plajlarıdır. Kaliteli Motel ve pansiyonlarıyla çok sayıda turisti ağırlayabilecek kapasiteye sahiptir. Ayrıca kamping yapmak için uygun alanlar vardır. Çeşme bölgesinde hakim olan kuzey rüzgarlarına kapalı bulunan bu plajlar, Çeşme ilçe merkezine yaklaşık 10 Km. uzaklıktadır.

ÇATAZMAK PLAJI : Ulaşım Çeşme ilçe merkezinden sağlanır. İlçe merkezine uzaklığı 5 km.`dir.

EŞEK ADASI : Eski adıyla "GONİ" olarak bilinen günümüzün Eşek Adası Çeşme`den yatlarla bir saat uzaklıkta, temiz koyları ve konuksever eşekleriyle günübirlik yat gezintileri için ideal bir yerdir. Doğal konumu itibariyle kuzey rüzgarlarına kapalı olan koylarında sualtı ve su üstü sporları yapmaya çok elverişlidir. Adanın tamamı maki ile kaplıdır ve üzerinde yaşayan eşeklerin yaşayabilmesi için rüzgarla çalışan bir tatlı su kuyusu bulunmaktadır. Bahar aylarında yolunuz düşerse sizleri yaban nergisleri, katır tırnakları ve kekiklerin sarhoş eden kokusuyla karşılaşırsınız. Ada tamamen turistik amaçlara hizmet etmekte olduğundan ve Milli Parklar kapsamında olduğundan gece konaklaması mümkün değildir. Adanın hemen yanında bulunan Karaada, doğal bir akvaryum görünümünde olan Mavi Koy sizi büyüleyen bir uğrak yeri olacaktır

İskenderun - Bakras Kalesi



İskenderun-Antakya Yolunun 27. Km. sinde Bakras köyü çevresinde, Amanos dağları eteginde kurulmuş bir karakol şatosudur. Kalenin yapılışı, Helenistik döneme aittir. Kalenin önemi ise, Arabistan yolunu kontrol altında tutmasından ileri gelmektedir. Çeşitli zamanlarda onarım görmüş olan bul kale, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Üzerinde bir kilise vardır.

Japon Havayolu, toparlanmak için hisse sattı

Japon Havayolu, toparlanmak için hisse sattı
Kaynak: Halut Özyurt - Turizmhabercisi.com


65 yeni uçak alacak.

Son iki yılını zararla kapatan Japon Havayolları (Japan Airlines-JAL), 14 kreditör kuruluş ve ticari ortağına 151.5 milyar yen (yaklaşık 1.4 milyar ABD Doları) tutarında ayrıcalıklı hisse satacağını açıkladı.

JAL'dan yapılan açıklamaya göre şirketi mali yönden güçlendirmek amacıyla yapılan bu hisse satışının, 2010 yılını da kapsayan orta vadeli planlar çerçevesinde değerlendirilmesi talep edildi. Şirket bu satıştan elde ettiği kaynağı, yakıt tüketimi düşük ve müşteri memnuniyetini yükseltecek uçak alımında kullanacak. Açıklamada alınacak uçak sayısının 65 olduğu bildirildi.

JAL Başkanı Haruka Nishimatsu, son iki yılda büyük bir hızla yükselen petrol fiyatlarının şirketi mali yönden zor duruma ittiğini vurgularken, 'güvenli uçuş' imajlarının yıpranmasının şirketin zararında büyük payı olduğunun da altını çizdi. ABD kökenli mortgage krizinin dünya ekonomisinde durgunluğa neden olduğunu hatırtalan Nishimatsu, bunun kısa dönemde iyimser olmayı önlediğini belirtti.

Nishimatsu, Haneda ve Narita havaalanlarının kapasitelerinin artışının 2010'da tamamlanmasıyla sermaye artışı arasnıda bağlantı olduğunu ifade etti.

Bu arada JAL, personel giderlerinin azaltılması için de çalışma yapıyor. Bu önlemlerin başında ikramiyelerin kısıtlanması geliyor.

Turizm Gelirini Arttırabilir ( Bakanlık turiste bonus kazandıracak )

Bakanlık turiste bonus kazandıracak
Kaynak: Gazeteler


'Turist Promosyon Kartı' geliyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye'ye gelen turistlere, kredi kartlarındaki gibi, yaptıkları harcamalarda 'puan' getiren 'Turist Promosyon Kartı' vermeye hazırlanıyor. Karta bakanlıktan belgeli tesisler ile seyahat acentelerinin yanı sıra lokanta, hediyelik eşya dükkanı ve müzeler gibi turizm alanında faaliyet gösteren firmalar belirli aidatlar ödeyerek dahil olabilecek.

TÜBİTAK'a ''Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Projelerini Destekleme Programı Programı'' (1007 Programı) kapsamında sunulan projede, kart üyeliğine katılacak olacak otel, lokanta gibi turizm sektöründeki firmalardan alışveriş yapan turistlerin, topladıkları puanlarla çeşitli indirimler ve hediyeler kazanması öngörülüyor.

AA muhabirinin Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinden aldığı bilgiye göre, projeyle turistlerin Türkiye'ye tekrar gelmesini ve turizmden elde edilen gelirin arttırılması amaçlanıyor.

TÜBİTAK'ın kabul etmesi halinde, yaklaşık bütçesi 2 milyon 500 bin YTL olan projenin AR-GE ile teknik altyapısının bu kurum tarafından hazırlanacağını ve en kısa zamanda uygulamaya geçileceğini belirten yetkililer, kartın nasıl kullanılacağı hakkında da bilgi verdiler.

Buna göre, karta bakanlıktan belgeli tesisler ile seyahat acentelerinin yanı sıra lokanta, hediyelik eşya dükkanı ve müzeler gibi turizm alanında faaliyet gösteren firmalar belirli aidatlar ödeyerek dahil olabilecekler.

Öncelikle bakanlık belgeli tesisler ve seyahat acentelerinde form dolduran turistlere, içinde bir miktar teşvik puanıyla ücretsiz olarak verilecek kartlar, sistemin yaygınlaşmasıyla internetten başvuru yapanların adreslerine gönderilecek veya bakanlığın yurt dışındaki büroları aracılığıyla sunulacak.

5 YIL GEÇERLİ OLACAK

Kart okuyucu makineler sayesinde karta üye firmalarda harcama yaptıkça puan kazanacak turistler, puanlarını yine karta üye tesislerde kullanabilecek, çeşitli indirimlerden yararlanabilecek ve puanları arttıkça ''bedava tatil'' gibi bazı hediyeler kazanacak.

Alındığından itibaren 5 yıl geçerli olacak ''Turist Promosyon Kartları''nın kullanımı bir web portalıyla da desteklenecek. Portala üye olacak kart sahibi turistler, restoran, konaklama, hediyelik eşya satan işletmeler ile kültür ve sanat aktiviteleri gibi gidecekleri destinasyon hakkında detaylı bilgileri öğrenecek ve ürünlerin fiyat bilgilerine kadar ulaşabilecek.


Yetkililer, kart sayesinde bir turistin topladığı puanları kullanmak için Türkiye'yi yeniden ziyaret edebileceğini düşündüklerini söylediler.

Turistlerin Türkiye'ye daha çok paket turlarla geldiğine dikkat çeken yetkililer, kart sayesinde, turistlere ''kazıklanma gibi kaygıları olmadan'' kendi seyahat programını kendisinin ayarlaması imkanının sunulacağını, bunun da turizm sektörüne daha fazla gelir getirebileceğini bildirdiler.

Ayrıca, herhangi bir ücret ödemeden sahip oldukları kartla puan kazanacak olmanın karta ilgi yaratacağını düşündüklerini belirten yetkililer, araştırmaları sonucunda diğer ülkelerde böyle bir çalışmaya rastlamadıklarını dile getirdiler.

Yetkililer, uygulamanın yaygınlık kazanmasıyla, yabancı turistlerin ziyaret ettikleri yerler, harcamalar ve profilleriyle ilgili detaylı bilgilerin elde edilebileceğinden, Türkiye'ye gelen turistlerin profilinin de daha rahat çıkarılabileceğini ve turizm politikaların buna göre düzenlenebileceğini kaydettiler.

1 Mart 2008 Cumartesi

Istanbul 2010 Avrupa Kültür baskenti

Istanbul'un 2010 yilinda Avrupa Kültür Baskenti olmasi için yapilan basvuru ile ilgili AB'nin kesin karari, 13 kasim 2006 pazartesi günü Brüksel'de yapilan AB Kültür Bakanlarindan olusan Bakanlar Konseyi toplantisindan sonra açiklandi.

Eski Dünyanin merkezinde yer alan Istanbul tarihi abideleri ve sahane tabii manzaralari ile ünlü, önemli bir megapolistir.Asya ile Avrupa Kitalari'nin dar bir deniz geçidi "Bogaziçi" ile ayrildigi yerde, iki kita üzerinde kurulu tek sehirdir. 2500 yili asan bir tarihe sahip olan Istanbul, deniz ve karalarin kucaklastigi bu stratejik bölgede kurulusunu takiben önemli bir ticaret merkezi olmustu. Tarihi Istanbul sehri üç tarafini Marmara Denizi, Bogaziçi ve Halic'in sardigi bir yarim ada üzerinde yer alir. Burasi 3 dünya imparatorluguna, Roma, Bizans ve Osmanli Türkleri'ne baskent olmus,1600 yili asan bir süre boyunca 120 den fazla imparator ve sultan burada hüküm sürmüstür. Dünyada bu özellige sahip tek sehirdir.Gelisim sürecinde surlar her defasinda daha batiya insa edilerek sehir 4 defa genisletilmisti. 5 yy Roma devri surlari ile çevrili, 7 tepe üzerine kurulu Istanbul, Türk sanatinin saheser eserleri, buralara kondurulmus "taçlar" gibi,Sultan camileri ile süslüdür.Sehrin silueti her yönden güzel, muhtesem ve huzur verici bir manzaradir.Çok emin bir tabii liman olan Haliç sehrin gelismesinde önemli rol oynamisti. Ana yollarin denize ulastigi kavsak noktasinda yer almasi, kolay savunulur bir yarim ada, ideal iklim, zengin ve cömert tabiat, stratejik Bogaziçi'nin kontrolü gibi özellikler ve cografi konumunun dünyanin merkezinde bulunmasi Istanbul'un kismetidir. Imparatorluklar baskenti oldugu siralarda, devlet ile birlikte dinlere de idari merkez olmus, Dogu Hiristiyanligi Patrikligi kuruldugu zamanlardan günümüze kadar bu sehirde üslenmis,Hiristiyan dünyasinin en büyük ilk kilise ve manastirlari buradaki pagan mabetlerinin üzerinde yükselmisti.

Istanbul'un fethini takiben yüz yil gibi bir sürede sanat eserleri camiler, saraylar, okul, hamam, ve diger tesisler sehri donatip Türk karakterine kavusturmus, harap halde mevcut kiliselerin bazilari da tamir ve tadil edilerek camiye çevrilmislerdi.

Osmanli Sultanlarinin Islam Dini'nin halifeleri oldugu 16 yy dan Cumhuriyetin ilk yili 1924 e kadar bu sembolünde merkezi Istanbul'dur. Yahudilik her liman sehrinde oldugundan daha fazla Istanbul'da yerlesmis,15 yy da Türk'lerin Ispanya'dan kurtarip getirdikleri de mutlu, yeni hayat tarzina bu sehirde baslamislardi.Istanbul,cami,kilise ve sinagoglarin yan yana mevcudiyetlerini sürdürdügü bir toleranslar merkezi olagelmistir. Osmanli Imparatorlugu çöküs yillarinda sehir, zengin, gösterisli bir çok eser ile süslenebilmis, saraylar Avrupa sanatinin tesirinde yapilmis, Halic'in kuzey yamaçlari Galata ve Beyoglu semtleri Avrupai kimliklerine bürünmüslerdi. Birinci Dünya savaslarinda taraf olan Imparatorluk çöküp yerine kurulan genç Cumhuriyetin baskenti Ankara'ya tasimasi, Istanbul'un önemini azaltmamistir. 2. Dünya savaslarini takip eden yillarda baslayan ve 1950 den sonra hizlanan plansiz gelisme eski sehrin dokusuna tesir etmis, maalesef ahsap yerlesim yerleri süratle yok edilirken her yer beton binalarla dolmustur. Disardan yapilan göçler ile nüfus patlamasina ugrayan Istanbul kisa sürede tarihi surlarin çok ötelerine tasmis, sur içi alanlar atölye, fabrika ve is yerlerinin istilasina ugramis, açilan ana arterler trafik için çözüm saglayamamis, alt yapi eksikliginden dolayi Haliç ilk kirlenen yer olmustu. 1980'li yillarda baslayan kurtarma hamleleri ile Istanbul tarihinde görmedigi bir yeniden yapilanma sürecine girer.Haliç kiyilarinda binlerce yapi istimlak edilerek kiyi boyu yesil kusakla çevrelenmis, Marmara Denizi kiyilari doldurularak park ve bahçelerle donatilmistir.Drenaj sistemleri tamamlanarak, atik sular fiziki ve biyolojik aritilmis, sehri çevreleyen denizlerin kirlenmesi önlenmis, hava kirliligi, artik dogal gaz kullanildigi için oldukça azalmistir.

Roma sehir surlari restorasyonlari baslatilmis, can damari Beyoglu yeni açilan bir cadde ile kurtarilmis, daha önceki yillara nazaran genel temizlik, bakim, çöp isleri Avrupa standartlarini yakalamistir. Çevre yollari Bogaziçi'ni 2 asma köprü ile geçerek kitalari baglarken, Avrupa yakasi hizli tramvay ve nihayet metro sistemine kavusmus, kiyilarda insa edilen deniz otobüsleri terminalleri ile deniz tasimaciliginda sürat ve konfor saglanmistir. Tarihi yarim adadaki bütün sinai tesisler sehir disinda yapilan modern sitelere tasinirken, yeni sehirler ve uluslararasi otobüs terminali de trafik yogunlugunu rahatlatmistir. Eski hapishane binasi ile sehrin betonarme ilk büyük yapisi 5 yildizli otellere çevrilerek turizme tahsis edilmislerdir. Sehir dogu-bati ekseninde Marmara kiyilari boyunca dinamik büyümesini tüm hizi ile sürdürmekte, gelismektedir.

29 Ocak 2008 Salı

Harika İstanbul Manzaraları ve En Güzel Yerleri!

Kız Kulesi





Topkapı Sarayı


Aya Sofya Müzesi


Sultan Ahmet (Mavi) Camii


Adalar, Burgaz Ada


Kapalı Çarşı'da hediyelik eşya dükkanı

Ölü Deniz-Uçan insanların beldesi

Uçan insanların beldesi

Ölüdeniz (kumburnu) dünyanın harikalarından bir tanesi.


Fethiye-Ölüdeniz semaları bu mevsimde rengarenk yamaç paraşütleri ile en hareketli günlerini yaşıyor. Dünyanın dört bir yanından gelmiş, dev kanatlı albatros kuşlarına öykünen insanlar, paraşüt kanatlarıyla uçmanın ve özgürlüğün tadını çıkarıyorlar. Uçmak... Kanat takıp gökyüzünün derinliklerinde kuşlarla arkadaşlık etmek... Sonsuz mavilikte özgürce süzülmek... Tıpkı kanatlarını rüzgarla şişirerek yukarılara, güneş tanrısına doğru hızla yükselen İkarus gibi... Kendine dev kanatlar yapıp, Galata Kulesi'nden atlayıp Üsküdar'a geçen Hezarfen Ahmet Çelebi misali... Sınırsız bir özgürlük hissi, dalga dalga yayılan uçma heyecanı ve cesurca kendini bırakış... Altınızda Ege'nin turkuvaz pırıltısı... Kanınıza karışan adrenalin, hayatın sınırlarında dolaşmanın hazzını yaşatıyor...


Babadağ'dan kalkış.
Dünyanın her tarafından uçuş tutkunları
Ölüdeniz sahilinde güneşlenirken, gözünüzü gökyüzünden alamıyorsunuz. Babadağ'ın üstünden, tam iki bin metreden kuş misali havalanıveriyorlar. Fransızlar, İsveçliler, Avustralyalılar, Amerikalılar... Dünyanın en uzak köşelerinden gelmiş uçuş tutkunu insanlar... Saatlerce süzülüyorlar gökyüzünde.
Yamaç paraşütü yerinde duramayan, hayatın limitlerinde gezmeyi seven, bu yüzden de değişik heyecanlar arayanlar tarafından, 1980'lerin başında yapılmaya başlandı. Temelde çok özel bir yetenek ve aşırı bir güç ve sıkı bir kondisyon gerektirmediği için de çok kısa sürede yaygınlaştı. Ayrıca paraşütle atlamanın ötesinde, uçuş zevkini tam olarak yaşatması yamaç paraşütünün en büyük artısı oldu. Üstelik yamaç paraşütüyle uçmak, uçak kullanmaktan çok daha kolay ve eğlenceli. Size gerekli tek şey yüksek kaliteli uçuş malzemeleri edinmek ve bu konuda eğitim veren kurumlarla bağlantı kurmak... Ölüdeniz'e gidip bir deneme uçuşu yapmak hiç de zor değil. Zaten Ölüdeniz, yamaç paraşütü yarışmalarında dünya şampiyonu olmuş sporcuların merkezi. Onlar sizi en güvenli ve konforlu bir şekilde Ölüdeniz semalarında uçuruyorlar.
Fethiye-Ölüdeniz'deki Babadağ, dünyanın yamaç paraşütü yapmaya en uygun yerlerinin başında geliyor. Çünkü dünyanın başka bir yerinde yüksekliği ideal ve denizle bu kadar içiçe olan bir yer daha yok. Bu yüzden de burası uluslararası düzeyde kabul görüyor ve her yıl yüzlerce yabancı pilota da ev sahipliği yapıyor. Uçuş organize eden birçok profesyonel şirket de nisan ile kasım ayları arasında binlerce kişiye uçuş tutkusunu aşılamayı yıllardır sürdürüyor. Hatta önümüzdeki yıl Dünya Yamaç Paraşütü Yarışmaları Babadağ'da yapılacak. Fethiye'nin dışında, Denizli-Pamukkale, Nevşehir-Kapadokya, Ödemiş-Bozdağ, Bolu-Abant yamaç paraşütü için aranan şartlara uygun yerler olarak saptanmış. Belli ki, kısa bir zaman sonra Türkiye uçan insanların ülkesi olacak.

Yeni Sahil Kent

Yeni sahil kenti

Akşam asma köprünün ışıkları yanınca sanki her şey daha da güzelleşiyor.


Hemen her kentin bir imajı vardır. Adana deyince de çoğumuzun aklına acılı kebaplar, aşırı sıcaklar ve hacı ağalar gelir. Bu zengin ve büyük kentin çağrıştırdığı imgeler nedense çok da parlak değildir. Hele bizim gibi Türkiye'nin sol üst köşesinden Anadolu'ya bakanlar, kendi oryantalist düşünceleri içinde Adana'yı, deyim yerindeyse, biraz alaturka bulurlar...
İki eşofmanlı hanım, yaşlarına uygun hafif bir tempoyla koşarak bana doğru geliyorlardı. Onları rahatsız etmemek için yavaşça kenara çekilip usulca süzmeye devam ettim. Kırkın üzerinde olmalıydılar, hafif kiloluydular, aslında tipik Adanalı'ydılar ama sabahın yedisinde spor yapmak için evden dışarı çıkabilecek kadar da bu işlere meraklıydılar. Seyhan Baraj Gölü'nün sahilindeki Adnan Menderes Bulvarı'nda güneşin doğuşunu fotoğraflamak için gelmiştim, birkaç gündür içinde olduğum tatlı şaşkınlıklar zincirine bu iki hanım da katılmışlardı. Büyük bir ciddiyetle geçip gittiler. İnsan bazen gördüğü tek bir örnekle düşüncelerini değiştirmeye başlıyor. Eski kentin kuzeyine sıfırdan kurulmuş Yeni Adana'da ise bu örneklerden o kadar çok vardı ki, düşüncelerim bambaşka mecralara akmaya başlamıştı bile. Çünkü burada son derece keyifli modern bir kent dokusu oluşturulmuştu. Yaşanabilir bir kentin en önemli kıstaslarından biri de sürekli oturanların içinde yürümek isteyip istemedikleridir. Özellikle turistlerden ya da bizim gibi iflah olmaz gezgin ve fotoğrafçılardan değil, o kenti her gün yaşayan kişilerden söz ediyorum. Eğer onlar keyif içinde kentin parklarında, yollarında gezinebiliyorlarsa o zaman orası yaşanabilecek bir yer demektir.

Pamukkale - Kutsal bir kür merkezi

Kutsal bir kür merkezi

Travertenlerin arasında kalmış bir lahit.


"Maiandros Nehri'nin öte tarafında Hierapolis vardır. Burada sıcak su kaynakları olağanüstüdür. Kaynakların suyu o kadar çabuk donar ve taşlaşır ki, insanlar bu suyu çukurlara akıtarak evlerinin etrafına yekpare taş çitler yapmak için kullanırlar. Hierapolis'teki su, yün boyaması için son derece uygundur. Burada su boldur ve kentte bir sürü doğal havuz ve hamam vardır."
Eskiçağ'ın ünlü coğrafyacısı Strabon 'Geographika' adlı kitabında Pamukkale'yi bu şekilde anlatır. Menderes Nehri'nin kolu olan Çürüksu'yun karşısında, Çökelez Dağı'nın eteklerinde Bergama Kralı II. Eumenes tarafından MÖ 190 yılında kurulan şehre, efsanevi kahraman Telefos'un güzel karısı 'Hiera'nın adı verilir. Ancak şehrin çekirdek yapısının, 'cin deliği' ya da 'Plutoium' adı verilen ve zehirli gazların yeryüzüne çıktığı yerde Frigler tarafından yapılan bir tapınak olduğu düşünülmektedir. Halkın üzerindeki etkilerini artırmak için, Kybele rahipleri zehirli gazlara rağmen bu deliğe girerlerdi. Günümüzde bu delik betonla kapatılmış durumda. Hierapolis aynı zamanda 'kutsal kent' anlamına da gelmektedir.



Suyun kaynağında oluşan bir termal havuz.
Anadolu'da ilk turizm hareketleri
Şifalı yeraltı suları günümüzde olduğu gibi geçmişte de yöreye çok fazla ziyaretçinin gelmesini sağlıyordu. Hierapolis'in o dönemde de 'kür merkezi' oluşu, Anadolu'daki ilk turizm hareketlerini başlatır. Bu nedenle şehir kısa sürede farklı halkların ve inanışların buluşma noktası haline gelir. Gelen ziyaretçilerin farklı tanrı ve tanrıçalara inanmaları nedeniyle şehirde çok sayıda tapınak inşa edilir. Bu sayede şehir, Kybele rahipleriyle başlayan kutsal kent olma özelliğini sürdürür. Hierapolis'in kazandığı kutsallığı ve dinsel kimliği şehrin kalıntılarını gezerken fazlasıyla hissedersiniz. Her şeyden önce nekropolün, yani şehir mezarlığının genişliği ve çeşitliliği Anadolu'daki diğer antik kentlerle kıyaslandığında insanı şaşırtır. Nekropolde bulunan çok sayıdaki mezar, birbirinden farklı mimari tarzlarda yapılmış.
MS 2. yüzyılda yapılan tiyatro ile şehrin giriş kapıları ve caddeleri hâlâ dimdik ayakta.


Görünmeyen surlar
Ayakta kalan bir diğer önemli yapı da yine MS 2. yüzyılda inşa edilen Roma Hamamı. 1984 yılından beri Pamukkale Arkeoloji Müzesi olarak hizmet veren binada, Hierapolis'ten çıkarılan eserlerin yanı sıra Laodikea, Colossae, Tripolim, Attude gibi Lycos (Çürüksu) vadisi kentlerinden çıkarılan eserler de sergilenmekte.
Şehrin ulaştığı kutsallık aşaması, Hierapolis'e bir tür dokunulmazlık sağlar. Bu nedenle Bizans dönemine kadar kente sur inşa edilmez. Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından MS 6. yüzyılda Abbasi ve Emevi saldırılarına karşı koymak için bugün kalıntıları görünen surlar inşa edilir. Kutsallığı Bizans döneminde de devam eden kent, Hıristiyanlığın önemli piskoposluk merkezlerinden biriydi. 1210 yılında Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Selçukluların eline geçen Hierapolis, 1354 yılında bölgede meydana gelen şiddetli depremler sonrası tamamen terk edilir.

Karadeniz- Yeşil tur

Yeşil tur




Türkiye içinde gezmek demek Ege ve Akdeniz sahillerine inmek, 'deniz, güneş ve kum' üçlüsüne teslim olmak demektir. Eğer gerçek bir alternatif istiyorsanız aşağıdaki yazıyı okuyun. Tarih, keşfedilmemiş bir doğa, sessizlik, bol oksijen... Size yeşil bir tur öneriyoruz, Karadeniz Bölgesi'ni.


Neden Karadeniz?
Türkiye'de yaşayanların bile pek az bildiği ya da Laz fıkralarından fazlasını bilmediği Karadeniz bölgesi hakkında nereden detaylı bilgi alabileceğimizi araştırdık ve 13 yıldır özellikle Doğu Karadeniz'e turlar düzenleyen Buklamania'ya ulaştık. Aşağıdaki bilgileri, deneyimli rehber Bülent Saraloğlu anlattı bize.

"Özellikle Doğu ve Batı Karadeniz'deki ormanlar, Türkiye'nin tek sub tropikal yağmur ormanları olma özelliğini taşıyor. Ayrıca literatüre yeni girmiş bir deyim var; doğal yaşlı ormanlar, yani kendiliğinden yetişmiş doğal ormanlar. Bu yapı Türkiye'nin hemen hiçbir yerinde yok. Buzulları, şelaleleri, ormanı, denizi ile Türkiye'nin genelinde rastlayacağınız şeyleri burada bulmanız mümkün. Doğu Karadeniz'deki endemik bitki türü 215 civarında ki, bu da Avrupa'daki bütün endemik bitkilerin toplamı kadar bir sayı oluşturuyor. Doğu Karadeniz, Kafkas-Sibirya florasının bir parçasıdır ama dağların yapısından dolayı saklı kalmış küçük küçük eko sistemler var. Mesela Kaçkar Milli Park'ı Türkiye'nin en büyük milli parkı, 52 bin hektar. Bunu hem tek bir eko sistem olarak düşünebiliriz hem de içinde çok sayıda eko sistemi barındıran bir yapı olarak düşünebiliriz. Alpin eko sistemi ya da buzul eko sistemi, orman eko sistemi, dere eko sistemi gibi. Ya da yayla eko sistemi. Aslında bölge az biliniyor, envanteri çıkarılmamış, dolayısıyla, bilinen bitki türü 215 demek daha doğru olur. Yaban hayatı konusunda da çok önemli bir yerdir, hemen tüm yırtıcı kuşlara rastlayabilirsiniz. Sadece Kaçkar Dağları'nda yaşayan çengel boynuzlu dediğimiz bir keçi türü var ve soyu tehlikede. Su samuru, vaşak, yabani kedi gibi az bulunan canlılar da var. Bölge, gözlem ve bilgi açısından çok kapalı kalmış ne yazık ki. Dolayısıyla burada sadece yayla ya da doğa turizmi değil, kuş gözlemciliği, yaban hayat gözlemciliği gibi turlar da oluşturulmalı. Kültür turu deyince, insanların aklına tarihi eserleri ziyaret edip bunların tarihleri hakkında bilgi edinmek geliyor. Sadece doğayı değil, yöre insanının ne yediği, folklorü, eğlencesi, üzüntüsü, düğünü, cenazesi, tarımı, yiyeceğini nasıl sağladığı, mutfağında ne piştiği... Biz kültür turundan bunu anlıyoruz. Trabzon, Rize ve Artvin merkezlerdeki 5 yıldızlı lüks otellerde kalıp da günübirlik olarak Ayder Yaylası'na gidip orada yarım saat geçirmek değil. Yayla insanı henüz turiste çok alışmış değil ama biz küçük gruplar halinde yayla evlerine misafir olarak onlarla aynı sofrayı paylaşmayı, onlar çay topluyorsa biz de birkaç saat çay toplayarak ona eşlik etmeyi, ineğini yaylaya çıkarıyorsa onunla birlikte gitmeyi, peynirin, tereyağının nasıl yapıldığını görüp öğrenmeyi istiyoruz ve bu mümkün. Dolayısıyla, Karadeniz'e beklentisiz gelmek lazım.

Ayrıca, özellikle Doğu Karadeniz'de dört farklı etnik kimlik var ve bunlar birbiriyle kaynaşmıştır. Gürcistan sınırında, Artvin'in güneyine doğru Gürcüler, Artvin ve Rize'nin sahil kesiminde Lazlar, daha iç kesimlerde ve daha batıya doğru olan yerlerde Rum dediğimiz ama aslında Pontus kökenli olan, Trabzon Rumcası dediğimiz dili konuşanlar ve bir de Hemşinli dediğimiz ve Ermeni kökenli olanlar vardır. Ama horonları aynıdır, aynı yemeğe farklı isimler verilse bile mutfakları çok benzerdir, yaşam tarzları da öyle. Mısır, lahana, peynir ve balık üzerine kurulu bir mutfağı vardır buna rağmen geniş bir mutfaktır.

Türkiye ile kıyaslarsak, yaşam tarzı da çok farklıdır, yani Anadolu'ya da pek benzemez. 'Uygarlığın' getirdiklerinden biraz kaçmak, doğanın içinde kendinizle baş başa kalmak isterseniz Karadeniz'e gitmelisiniz."

Turistik Kent Kaş- Turkuvazın bütün tonları

Turkuvazın bütün tonları




Antalya'nın küçük sahil kasabası Kaş, her ne kadar artık gözde bir turizm merkezi olsa da o eski mütevazı güzelliğinden hâlâ bir şey kaybetmedi ve müdavimleri Kaş'tan asla vazgeçemiyor. Gerçekten de Kaş küçük sokakları, begonvilli pansiyonları, her bütçeye uygun otel ve restoranları, lacivert denizi, tekne turları, batık kenti ve mitolojik tarihin önemli eserlerine ev sahipliği yapıyor olmasıyla bir kez gideni bir anda kendine bağlayıverir. Antik çağda insanlar Antiphellos adını vermişler Kaş'a. Aslında Kaş'ın bu adı almasında, komşusu olduğu diğer Lykia kentinin, Phellos'un etkisi de yüksek. Phellos, eski Yunanca'da 'kayalık yer' anlamına geliyor. Antiphellos ise; 'kayalık yerin karşısı'. Kasabanın Kaş adını almasındaki rolü bu kez Meis adası oynuyor. Kıyıdan Meis'i seyredenler onu insan gözüne benzetirlermiş. Adanın karşısına düşen, yarımada uzantısı ise sanki bu gözün üzerindeki kaş gibiymiş. İşte böylece Kaş'la göz birbirlerini tamamlamışlar. Antik çağda Lykia bölgesinin küçük ama çok önemli liman bölgesiymiş Kaş. Ayrıca Antalya'nın yer aldığı antik Pamphylia bölgesini, Phaselis ve Patara üzerinden antik Karia'nın önemli kentleri Stratonikeia ve Alabanda'ya bağlayan yolun üzerinde olduğu için de dönemin önemli merkezlerinden biri olmuş. Kaş bugün de aynı özelliğini koruyor aslında. Tarihi ve turistik pek çok beldenin tam arasında olan Kaş hem kendine has güzellikleri hem de Kekova, Demre, Kalkan, Patara, Saklıkent ve hatta Fethiye'ye olan yakınlığı ile de hareketli ve bol gezili bir tatil imkanı sağlıyor.


Antik Çağdan bugüne bir seyahat
Kaş, güneş ve deniz tatilinin yanı sıra tarihi zenginlikleriyle de konuklarının başını döndürüyor. Antik kentten günümüze ulaşan eserlerin başında, şehrin kuzeyinde bulunan kayalara oyulmuş mezarlar ile dört bir yana serpilmiş olan Lykia lahitleri geliyor. Bugün Uzunçarşı Caddesi'nde yer alan Kral Mezarı, gerçekten de eski günlerin görkemini yaşatmayı sürdüren en önemli lahitlerin başında geliyor. Antik dönemdeki ahşap evlerin taşa geçirilmiş birer kopyası olan Lykia lahitlerinin en tipik örneği ve antik kentin nekropolünden günümüze kalmış birkaç anıt mezardan biri bu. Hellenistik devirde kenti çevreleyen sur duvarlarının kalıntılarını görmek için Meis'e, adeta Kaş olan yarımada bölümüne gitmelisiniz. Yarımadanın başlangıcına yakın olan Antiphellos Tiyatrosu ise, 26 basamaklı oturma sıraları ve muhteşem taş işçiliği ile benzerlerinden çok daha büyük ve etkileyici. İsterseniz tiyatronun basamaklarına oturup antik çağın sesini dinleyerek oradan Meis'i seyredebilirsiniz.

Adanın neredeyse bir taş atımlık uzaklığı insanı hem şaşırtıyor hem de bu seyrin keyfini artırıyor. Başınızı tiyatronun bulunduğu tepenin biraz yukarısına çevirdiğinizde ise Dor Anıtı'nı göreceksiniz. Yekpare kayaya oyulmuş bu kare şeklindeki anıt, bir evi andıran cephesi ile antik dönemin görkemi kadar o dönemde ölülere verilen değeri de sergiliyor. Özellikle anıtın mezar odasını süsleyen, dans eden 24 kadın figürünün yer aldığı friz, dünyanın eşsiz örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Kaş, güneyin diğer turistik beldelerine pek benzemez. En kalabalık zamanlarında bile sakin ve huzurlu bir atmosfer yaratmayı başarır. Siz de bu dinginlikte kendinize döner, çılgın geceler ve güneşlenerek geçen günler yerine daha fazla doğayla buluşur, antik çağın içinde muhteşem bir seyahate çıkmış kadar mutlu olursunuz. Çünkü antik şehrin nekropolü, deniz kıyısından arkadaki tepelere kadar uzanır. Özellikle yamaçlarda, limanın doğusunda ve hatta denizin içinde bile Lykia lahitleri ile karşılaşacaksınız. Ayrıca kentin gerisindeki kayalıklara bakarsanız, kaya yüzeylerine oyulmuş, cepheleri tapınak şeklindeki mezarlar da sizi şaşırtacak kadar çok sayıdadır. Gerçekten de geçmişle bugün adeta iç içedir Kaş'ta. Antik bir tiyatroda geçmişi soluduktan sonra, yürüye yürüye kasabaya döner, bir anda rengarenk bir çarşının içinde kalabalıkla birlikte yeni günü yakalayabilirsiniz. Küçük restoranlardan birinde oturup taze balık, salata ve buz gibi bir bira ile Akdeniz'in lezzetine varmak ya da Mavi Bar'dan meydana yayılan rock müziğin içinde kaybolmak... Ya da kıyıya inip, balıkçı barınağındaki tekneler arasında bir başına aylaklık yapmak... İşte bunlar Kaş'ın en tipik özelliklerinin başında geliyor...


Likya döneminden kalan lahit Kaş'ın simgesi
Batık Kent'in büyülü güzelliği
Denizi uzun kumsallarla tanımlayanlar için Kaş, ilk başta küçük çapta bir hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü Kaş'ın hep alıştığımız gibi sapsarı kumlarla kaplı bir plajı yok. Aksine Kaş'ın sahil kesimi baştan sona kayalık. Bu kayalar üstüne yapılmış ahşap iskeleler de plaj görevi görüyor. Belirtmekte yarar var, buralarda deniz hakikaten fazlasıyla derin. Bu sahil kasabasının yüzmeye uygun iki tane koyu var; Büyükçakıl ve Küçükçakıl. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi iki plaj da çakıllarla kaplı. Aslında suyun üstü kadar altına da ilgi duyanlar, yani dalmayı sevenler için kayalık kıyılar pek makbuldür. Özellikle de Büyükçakıl'ın suyu aniden koyu laciverte çeviren, dalgıçların tabiriyle 'duvar' yapan kayalıkları deniz tutkunları için bir hazine değeri taşıyor. Üstelik balık bakımından da çok zengin burası. Mürenler, orfozlar üç beş metre aşağıda cirit atıyor. Derinlik tutkusuna bağlananlar için de eşi bulunmaz bir dalış cenneti Kaş. Fener Burnu'ndan daldığınızda bir Osmanlı batığının arasında bulursunuz kendinizi. Güvercinli Ada yakınındaki rifin derinliği 44 metreyi geçiyor, üstelik kocaman orfoz ve lagoslar da elinizin altında. Meis açıklarındaki Uçan Balık rifi ise, dünya çapında bir dalış noktası. Kaş'ta yapılacak en güzel şeylerden biri de sabah kıyıdaki, altı ve kenarları camla kaplı bir gezi teknesine atlamak ve Kaleköy'ü, Kekova'daki Batık Şehir'i ve Üçağız'ı gezmek olacaktır. Adı Aprillai olduğu bilinen bu batık kentin sular altında kalan surları, lahitleri, ev ve tapınak kalıntıları gerçekten de çok hüzün veriyor. Bu günü birlik turlar, çevredeki tarihi ve doğal güzellikleri kısa sürede gezmek için çok ideal. Önce Tersane Koyu'nda Bizans devrine ait bir manastırın kalıntılarını izler, mavi serin sularda yüzerek özgürlüğün tadını çıkarırsınız. Kekova kıyısında kaptan mutlaka hız keser ki, siz suyun altına gömülmüş sütunları, sütun başlarının duvar yıkıntılarını daha rahat izleyebilin diye. Sonra Kaleköy"e geçersiniz. Antik adı Simena olan Kaleköy, yamaçtaki küçücük evleri, ortaçağdan kalma kalesi, yarıya kadar sulara gömülmüş lahitleri ve bir sürü minik adasıyla hâlâ çok gizemli ve çarpıcı. Su altı gözlüğü ile dalış yapıp antik kentin sütunları arasında dolaşmak ya da köye çıkıp bir roman kahramanı ruhuyla Kekova'yı tepeden seyretmek... Artık seçim size kalmış. Ama oraya kadar gitmişken bu köyün kadınlarını da tanımak gerekiyor. Çünkü hepsi iyi birer denizci ve hatta kaptan. Köyde su olmadığı için sularını karşıdaki adadan tekne ve sandalla taşıyor hatta tek başlarına balığa bile çıkıyorlar. Kaleköy'den sonraki durak Üçağız Köyü yani antik adıyla Teimiussa. Çevresi zeytinlikler ve lahitlerle çevrili olan bu kentin sular altında kalmış rıhtımı da yine çok büyülü bir görüntü yaratıyor.

Akşam, Mavi Bar'dan yayılan müzikle iner Kaş'a. Barın ahşap sandalyeleri daha gün batımına yakın saatlerde dolmaya başlar. Rock müziğin temposuna sokağın tüm sesleri eşlik eder. Bademci, midyeci, kumpirci, çiçekçi... Kadehler kalkar, sohbetler koyulaşır, Meis'in ışıkları Kaş'a göz kırparken herkes kendi hayatına unutulmaz bir anı daha ekler...

İstanbul Modern Sanat Müzesi

Sonunda... İstanbul Modern




Bir hayalim ve ümidim var çok uzun senelerdir: Günün birinde modern sanat müzesi oluşturmak. Bir İstanbul Modern Sanat Müzesi kurulursa orada çalışmayı çok arzu ederim.'' Oya Eczacıbaşı'yla 2003 yılında yaptığım söyleşide (söyleşinin tamamı için www.thegate.com.tr/world_lifestyle_portrait4i tıklayın) böyle diyordu. Yıl 2005... Oya Eczacıbaşı en büyük arzusuna kavuştu. Eczacıbaşı'nın kurucu, Avea ve Hedef Alliance'ın ana sponsör olduğu İstanbul Modern'in Yönetim Kurulu Başkanı da Oya Eczacıbaşı. ''Çok uzun bir bekleyiş süreci ve ardından gelen oluşum süreci... İnsan şaşırıyor. Burası topluma ait bir yer. Gerçekleşmesinden dolayı çok mutluyum. İstanbul Modern'i gezen herkesin aynı şeyi söylemesi, müzedeki mağazadan alışveriş etmeleri ve buradan mutlu ayrılmaları beni de çok mutlu ediyor. Hayal ettiğimden daha iyi bir müze oldu. Çok memununum,'' diyor. Aralık ayında açılan İstanbul Modern Karaköy'deki 4 No'lu Antrepo'da yer alıyor. Bu adres ulaşım açısından son derece elverişli. Mimar Sinan Üniversitesi ve Tophane Kültür Merkezi ile güzel bir kültür üçgeni oluşturuyor.


Yaşayan bir müze
İstanbul Modern sadece müze değil, çeşitli eğitimlerin verildiği, Arthouse'da film izlenebilen ve muazzam manzarasıyla İstanbul Modern Café'de çok hoş vakit geçirilecek bir merkez aynı zamanda. Oya Eczacıbaşı İstanbul Modern'in özellikle eğitime çok önem verdiğini belirtiyor. İstanbul Modern salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri ilköğretim okullarına Eğitim Odası'nda çeşitli hizmetler veriyor. Bir ilginç hizmet daha var yine Eğitim Odası'nda: Hafta sonları 15 ailenin katıldığı 'Aile Programları'. Eğitim Odası Aliye Berger'in gravürleri ve Burhan Doğançay'ın (www.burhandogancay.org) yapıtlarından oluşan iki sergi ile hizmet veriyor.
İstanbul Modern'in birinci katında sürekli koleksiyon sergileri yer alıyor. Müzenin ilk kalıcı koleksiyon sergisi, 'Gözlem / Yorum / Çeşitlilik I' başlığını taşıyor. 1900-2000 yılları arası Türk sanatının temel eğilimlerinden bazılarını farklı bir sunumla izleyebilirsiniz bu koleksiyonda. Giriş katında yer alan süreli sergiler galerisi, modern sanatın dününü ve bugününü yansıtan sergilere ev sahipliği yapacak. İlk sergi İstanbul'u bir liman kenti olarak seyredebileceğiniz 'İstanbul Modern'e Doğru' başlığını taşıyor. İstanbul Modern fotoğraf ve video sanatına da yer veriyor elbette. 'Cumhuriyet Sonrası Türk Fotoğrafından Bir Seçki' 35 çağdaş fotoğrafçının çalışmalarını içeriyor. Müzenin önemli duraklarından biri de Modern Sanat Kütüphanesi. Halka açık kütüphanede Modern Türk sanatını içeren kaynaklar olacak.
Mart 2005'e dek Hoca Ali Rıza, Avni Lifij, Hikmet Onat, Sabri Berkel, İbrahim Çallı ve Zeki Faik İzer gibi Türk resminin ustalarının desenlerinden oluşan 'İstanbul' sergisini izlemek için bile İstanbul Modern'e gidilir. Sonra zaten müdavimi olursunuz. Son bir not: Deutsche Bank Koleksiyonu ve Berlin Guggenheim ile yapılan işbirliği, uluslararası seçkin eserlerin sergilenmesine de olanak sağlayacak.


* Müze salı-pazar 10.00-18.00, perşembe 10.00-20.000 arası açık. Tam bilet 5 YTL, indirimli 2 YTL.
* Her gün 11.00-13.00, 15.00-16.00 saatlerinde İngilizce ve Türkçe rehberli turlar var.
* 300 tabloluk Fikret Mualla sergisini mutlaka gezin.
* Adres: Meclis-i Mebusan Cad. Liman Sahası Antrepo No:4 Karaköy. Tel: 0212-334 73 00.
www.istanbulmodern.org

Hangi İlin Nesi Meşhur?

ADANA
Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Şalgam, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı

ADIYAMAN
Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı

AĞRI
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları

AFYON
Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları

AKSARAY
Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları , Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri

AMASYA
Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri

ANKARA
Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri

ANTALYA
Düden-Kurşunlu- Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş- Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağ ları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara- Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Fhaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri

ARDAHAN
Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü

ARTVİN
Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları

AYDIN
Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Milet- Didim-Priene Antik Kentleri ile Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı

BALIKESİR
Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas- Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk- Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası

BARTIN
Amasra Kalesi, İnkum Plajı, Bartın Çayı

BATMAN
Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi

BAYBURT
Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi

BOLU
Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük'ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Mengen'in Aşçıları, Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları

BURDUR
Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri

BURSA
Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü,Emsali zor bulunan IRGANDI köprü, Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbesi, Emirsultan türbesi,Molla Gürani Türbesi, Molla Fenari Türbesi, Karagöz ve Hacivat, Üftade Türbesi, Hisar ve Orta Pazar mahallelerindeki surlar ve Osmanlının Bursa ya ilk girdiği Kapı (Saltanat Kapı Yeni Yapılan Değil),Emsali zor bulunan IRGANDI köprü

BİLECİK
Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği

BİNGÖL
Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu

BİTLİS
Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Süphan Dağı, Adilcevaz Kalesi, İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Beş Minare ( Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri )

ÇANAKKALE
Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Höşmerim ( peynir tatlısı )

ÇANKIRI
Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Kayatuzu Üretimi

ÇORUM
Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi

DENİZLİ
Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu

DİYARBAKIR
Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, ( Küçeler ) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi

DÜZCE
Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakı llı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları

EDİRNE
Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Ayçiçeği-Pirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Uzunköprü.

ELAZIĞ
Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası,Hazarbaba Kayak Merkezi,Arap Baba Türbesi

ERZURUM
Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare ( Saat Kulesi ), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni, Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları

ERZİNCAN
Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü

ESKİŞEHİR
Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi

GAZİANTEP
Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış -Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı

GÜMÜŞHANE
Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri

GİRESUN
Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya

HAKKARİ
Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri

HATAY
Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları

IĞDIR
Pamuk Üretimi

ISPARTA
Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması,Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi

KAHRAMANMARAŞ
Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi, Tarhana,Sütçü İmamı

KARABÜK
Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası

KARAMAN
Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması

KARS
Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri

KASTAMONU
Cehennem Deresi Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kır Pidesi, Kürenin bakırı

KAYSERİ
Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi

KIRIKKALE
Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi

KIRKLARELİ
Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada- Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri

KIRŞEHİR
Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri

KOCAELİ ( İZMİT )
Pişmaniye, Değirmendere Fındığı, Hannibal'ın Mezarı, Petrokimya ve Otomotiv Sanayi, Osman Hamdi Bey Müzesi, Eski Hisar Kalesi, Saat Kulesi, Hereke Halısı, Kandıra Yoğurdu, Abdülazizin Av Köşkü, Kaiser Wilhelm Köşkü, Ballıkayalar Vadisi ve Beşkayalar Tabiat Parkları, Darıca Kuş Cenneti, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi,Yarı mca Kirazı

KONYA
Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları

KİLİS
Kilis Yorganları

KÜTAHYA
Porselen ve Çini İmalatı, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi, Aizanoi Antik Kenti, Tunçbilek-Seyitö mer Linyitleri, Tavşanlı Leblebisi, Simav ve Gördes Halıları


MANİSA
Sard Antik Kenti, Mesir Macunu, Spil Dağı Milli Parkı, Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma'nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri, Vestel Fabrikaları

MARDİN
Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi

MERSİN ( İÇEL )
Kız Kalesi, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, Anamur Muzu, Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi, Çamlıyayla ( Namrun )

MUĞLA
Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek Gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi, Beyaz Bodrum Evleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Saklıkent Kanyonu, Ölü Deniz, Çamur Banyosu, İztuzu Plajı, Sedir Adası, Knidos-Letoon- Kaunos-Labranda- Keramos Antik Kentleri, Milas Halıları, Halikarnas Balıkçısı, Marmaris Çam Balı, Sığla Ağacı ve Yağı

MUŞ
Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü

NEVŞEHİR
Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos'un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi, Kozaklı Kaplıcaları, Ortahisar ve Uçhisar Kaya Oyması Kaleleri, Tarihi Mustafapaşa Evleri,Zelve

NİĞDE
Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye'nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan Kaplıcaları

ORDU
Türkiye'nin Fındık ve Bal Deposu, Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası

OSMANİYE
Toprakkale Kalesi, Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri, Zorkun Yaylası, Haruniye Kaplıcası, Yerfıstığı Üretimi

RİZE
Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi

SAKARYA
Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri, Patates ve Soğan Üretimi

SAMSUN
Tütün Üretimi, Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi,Vezirkö prü İlçesinin Semaveri

SİNOP
Sinop Kalesi, Boyabat Pirinci, İnceburun ( Türkiye'nin En Kuzey Noktası ), Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası, Akgöl, Sinop Hapishanesi, Keten Üretimi

SİVAS
Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği'nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi ( Gemerek ),Tödürge Gölü ( Zara )

SİİRT
Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi

TEKİRDAĞ
Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi, Rakoçzi Müzesi, Rüstempaşa Camii

TOKAT
Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası, Topçam Yaylası, Zinav Gölü, Gök Medrese, Tokat Çemeni, Sulu Saray ( Sebastapolis ) Tokat Kebabı, Yazma Üretimi

TRABZON
Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı, Kadırga Yaylası, Trabzon Bileziği, Akçaabat Köftesi, Boztepe, Beton Helva ve Vakfıkebir Odun Ekmeği, Ayasofya Müzesi, Horon, Kisarna ( Bengisu ) Madensuyu, Sultan Murat Yaylası, Kızlar Manastırı, Trabzonspor

TUNCELİ
Munzur Vadisi Milli Parkı, Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri, Tek dişli Munzur Sarımsağı

UŞAK
Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye'deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları

VAN
Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

YALOVA
Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi

YOZGAT
Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları,Arabaşı ,Testi ve Tandır Kebabı, Madımak, Çeşka Kalesi, Türkiyenin İlk Dünyanın 3. Milli Parkı Çamlık

İSTANBUL
Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane - Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi

İZMİR
İzmir Saat Kulesi, Kadife Kale, Meryem Ana Evi, Kültürpark, Efes-Bergama Antik Kentleri, Balçova Kaplıcaları, Kemeraltı Çarşısı, Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, Çeşme Kalesi, Kordon Boyu, Asansör, Kızlar Ağası Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri

ZONGULDAK
Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

ŞANLIURFA
Urfa Kalesi, Urfa Sıra Geceleri, Halil-ül Rahman Gölü ( Balıklı Göl ), Harran Harabeleri, Ceylanpınar Üretme Çiftliği, Çiğ Köftesi, Kelaynak Kuşları, Halfeti Evleri, Pamuk Üretimi, Hz.Eyüp Mağarası, Şuayip Şehri ve Mağarası

ŞIRNAK
Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbesi