27 Mart 2008 Perşembe

İstanbul Hakkında Genel Bilgiler

İSTANBUL HAKKINDA GENEL BİLGİLER

"Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer." Bir koluyla Asya'ya, diğeriyle Avrupa'ya uzanarak iki kıtayı da kucaklayan kenti Lamartine böyle tanımlıyor.

Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.

Şehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alır. Kentin tepelerinden yükselen 500'ü aşkın caminin silueti baş döndürücü bir atmosfer yaratır. İnsan kendini geçmiş zamanla bugün arasında bir rüyada gibi hisseder! Altı minaresiyle İstanbul'un sembolü haline gelen, dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler nedeni ile "Mavi Cami" diye anılan Sultanahmet Camii'ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinianus zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa'yı, Hz. Meryem'i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiştir. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Cami ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesidir. Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.


Marmara'ya ve Boğaz'a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alır. Topkapı Sarayı'nda Çin Porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz. Ayasofya ile Sultanahmet Cami arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans Devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş bulunur.

Yerebatan Sarayı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biridir. En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu muhafaza etmektedir. İstanbul'da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan'ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunar.

İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehirdir aynı zamanda. Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim... Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.

Boğaz'da bir vapur gezisi, unutulmaz anılarınız arasına girecektir. Boğaz'ın iki yakasında sıralanan her birinden ayrı bir sevda masalının sulara yansıdığı asude ve emsalsiz yalılar, 20. yüzyılda yapılan lüks villalar, Dolmabahçe, Göksu ve Beylerbeyi Sarayları, Rumeli ve Anadolu Hisarları, balıkçı köylerinden kalma izler, lokantalar, çay bahçeleri, parklar, gece kulüpleri sizi büyüleyebilir. Aynı günde Karadeniz'in vahşi sahillerinde denize girip ardından Marmara'nın sakin kıyılarında bir çay bahçesinde bir fincan kahvenizi yudumlarken belki de tarihe geçecek anılarınızı kaleme alabilirsiniz.

Eşsiz tarihi ve kültürel geçmişi ve sayısız cazibesine ilave olarak modern oteller, istisnai lokantalar, gece kulüpleri, kabareler, tarihi çarşılar ve dükkanlar İstanbul'u konferans ve kongreler için dört dörtlük bir mekan yapmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul Arkeoloji Müzeleri; Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ana birimden oluşmaktadır. Bu nedenle İstanbul Arkeoloji Müzeleri olarak anılmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

T.C. Kültür Bakanlığı, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü Sultanahmet Semti’ndeki Gülhane Parkı girişinin sağından Topkapı Sarayı Müzesi‘ne çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşu üzerindedir.

19. yüzyıl sonlarında ünlü ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891′de ziyarete açılmıştır. “İlk Türk Müzesi” olarak taşıdığı önemin yanısıra dünyada müze olarak inşa edilmiş az sayıdaki müze binası arasında yer almasıyla da büyük önem ve ayrıcalığa sahiptir. Çeşitli kültüre ait bir milyonu aşkın eseriyle bugün de dünyanın en büyük müzeleri arasındaki seçkin yerini korumaktadır.

Müze koleksiyonları arasında Balkanlar’dan Afrika’ya, Anadolu ve Mezopotamya’dan Arap Yarımadası’na ve Afganistan’a kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırlan içinde yer alan bölgelerden değişik uygarlıklara ait zengin ve çok önemli eserleri barındırmaktadır.

Antik Şehir Aspendos


Aspendos Antik TiyatrosuTarihçe

Antalya - Köprüçay (Eurymedon) nehrinin yanında kurulmuş olan Aspendos, muhteşem antik anfi-tiyatrosuyla dünyaca tanınmaktadır.

Yunan efsanesine göre, şehir Truva Savaşı’ ndan sonra Pamphylia’ ya gelen kahraman Mopsos liderliğindeki Argive kolonicileri tarafından kurulmuştur. Aspendos bölgede kendi adına madeni para bastıran ilk şehirlerden biridir. Tarihi M.Ö. beşinci ve dördüncü yüzyıla uzanan bu gümüş sikkelerde şehrin adı yerel yazı ile Estwediiys olarak geçer. 1947’ de yapılan Adana yakınındaki Karatepe kazılarında bulunan M.S. sekizinci yüzyılın sonlarına ait hem Hitit hiyeroglifi hem de Finike alfabesi ile kazılmış olan iki dildeki yazıt, Danunum (Adana) Kralı Asitawada’ nın kendi isminden türetilmiş Azitawadda adında bir şehir kurduğunu ve kendisinin Muksas ya da Mopsus hanedanı üyesi olduğunu belirtir. “Estwediiys” ve “azitawaddi” isimleri arasındaki bu şaşırtıcı benzerlik Aspendos şehrinin Asitawada’ nın kurduğu şehir olabileceğine işaret eder.

Aspendos eski çağlarda politik bir güç olarak önemli rol oynamamıştır. Aspendos’ un kolonileşme dönemindeki siyasi tarihi Pamphylia bölgesindeki akımlarla uyum sağlar. Bu eğilim ile Aspendos, kolonileşme döneminden sonra bir süre Likya egemenliği altında kalmıştır. Şehir, M.Ö. 546’ da Pers hakimiyeti altına girmiştir. Aspendos’ un bu dönemde de kendi adında parasını basmaya devam etmiş olması, şehrin Pers egemenliği altında bile oldukça özgür olduğunu gösterir.

M.Ö. 467’ de devlet adamı ve askeri komutan Cimon ve onun 200 gemiden oluşan filosu, ani bir saldırıyla Eurymedon (Köprüçay) Nehri’ nin ağzında konuşlanan Pers donanmasını yok etmiştir. Cimon, Pers kara kuvvetlerini ezmek için, en iyi savaşçılarını daha önce ele geçirdiği tutsakların giysilerini giydirip kıyıya göndererek Persleri kandırdı. Persler bu adamları gördüklerinde onların düşman tarafından serbest bırakılan yurttaşlar olduğunu düşündüler ve kutlama şenlikleri düzenlediler. Bundan yararlanan Cimon, karaya çıkartma yaptı ve Persleri yok etti. Bundan sonra Aspendos, Attika-Delos Deniz Birliği’ nin üyesi oldu.

Antik Şehir Olympos


Olympos Antik KentiTarihçe
Olympos, Hellenistik Devir’ de kurulmuştur. Varlığını M.Ö. II. yüzyılda bastırdığı Lykia birlik sikkelerinden anlıyoruz. M.Ö. 100′ de birliğin önde gelen ve üç oy hakkına sahip altı şehrinden birisi olmuştur. M.Ö. I. yüzyılda Olympos‘ a korsanlar dadanmış, şehir korsanların yerleştiği bir yer haline gelmiştir. M.Ö. 78′ de Roma komutanı Servilius Isaurieus Olympos‘ u korsanlardan temizleyerek şehri Roma topraklarına katmış, Roma dönemi sırasında hemen yakınındaki tabii gazların yandığı Çıralı‘ daki Demirci tanrı Hephaistos kültü ile büyük bir ün sahibi olmuştur.

M.Ö. II. yüzyılda bütün Lykia kentlerindeki onarım ve yardımlarından tanıdığımız Rhodiapolisli Opramoas’ ın Olympos’ a da yardım elini uzattığını ve birçok yapının onarımını ve yeniden yapımını sağladığını görüyoruz.

M. Ö. II. yüzyıl sonlarında Çiçero Olympos ‘u zenginlikler ve sanat eserleriyle dolu bir kent olarak tarifetmektedir. Kent doğu-batı yönünde yaklaşık 600 m. kuzey-güney yönünde 250 m. genişliğinde bir alana yayılmıştır. M. S. 141 ve 526 yıllarında iki kez deprem geçiren kent M. Ö. 1. yüzyılın ortaları ve M. S. 4. yüzyılda olmak üzere iki kez de korsanlar tarafından yönetilmiştir. Olympos aynı zamanda Hıristiyan‘ lığın da erken yayıldığı kentlerden birisidir. Papaz Methodius M. S. 300 yılında kenti ziyaret etmiştir. Kent 7 ve 8. yüzyıllardaki Arap istilalarından sonra 9. yüzyıldan 16. Yüzyıla dek Cenevizli tüccarların üssü haline gelmiştir. Barboros Hayrettin Paşa’ nın Akdeniz’ de Türk egemenliğini sağladığı 16. yüzyıldan sonra kent tamamen terkedilerek harabe haline gelmiştir.

Böylece bu yüzyıl Olympos‘ un en refah içinde olduğu yüzyıl olmuş, bundan sonraki III. yüzyılda yeniden korsanlar Olympos‘ a musallat olmuşlardır. Korsanların saldırıları zengin ve mamur şehri bir anda fakir düşürmüş ve önemini yitirmesine sebep olmuştur. Bundan sonra şehir önemsiz küçük bir kent olarak yaşamını sürdürmüştür.

Petra Antik Kenti


Petra Antik Kenti

Ürdün’ ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasında yer alan Petra Antik Kenti M.Ö 400 ile M.S. 106 yılları arasında Nebatiler’ in başkentiydi. Roma İmparatorluğu’ nun işgalinin ardından M.S. 400 yıllarında deprem ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle zaman içinde unutulan kent 1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından tekrar bulundu. Kentte tiyatro, tapınak, ev gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır. El Khazna ve Roma döneminde yapılan anfitiyatro en bilinen yapılardır. 6 Aralık 1985 tarihinde Unesco tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilen Petra Antik Kenti, Peru’ da yer alan Machu Picchu ile kardeş şehirdir.

Petra İle İlgili Makale

2 bin yıllık bir sırrı saklıyor Ürdün çölleri. Sapasağlam ama insansız evler, gülkurusu rengindeki kayalara oyulmuş dev binalar, hiç ummadıkları anda şiddetli bir sesle helak olan Semud kavminin feci akıbetini fısıldıyor ziyaretçilerine.

Her ne kadar savaş muhabiri olarak Bağdat’ ta savaşı izlemişte olsam, üç gün önce savaş haberleri geçsem de Türkiye’ ye dönmek için Ürdün‘ e gelmiştim ve zorunlu olarak birkaç gün Amman‘ da kalmak durumundaydım, Buralarda eğer birkaç günlük boş zaman diliminiz varsa mutlaka yapmanız gereken şey, Ürdün çölü ortasında bulunan, kayıp şehir Petra‘ nın peşine düşmek olmalı. Çünkü hakkında çok şey duyduğunuz, kutsal kitaplardan okuduğunuz, arkeologların hakkında ciltler dolusu eserler yazdığı antik kentin dayanılmaz cazibesi, merakla birleşerek sizi çöle çekecektir. Bu tarih boyunca da böyle olmuştur. Hatta antik Petra‘ yı, Şam üzerinden Mısır‘ a giden İsviçreli seyyah Johan Burckhardt duyduğu bir menkıbenin peşine takılmasıyla keşfetmiş, yüzlerce yıl süren uykusundan uyandırmıştır.

Haçlı Seferleri’ nin ardından tarihin derinliklerine gömülen ve unutulan Petra, Burckhardt tarafından yeniden keşfinden sonra arkeologların başlıca çalışma alanları içerisinde yer aldı. Kayıtlara göre milattan önce 4. yüzyılda bütün Mezopotamya‘ yı tehdit eden Persler’ den kaçan Nebatiler, ulaşılması çok zor olan Musa Vadisi‘ ne sığınırlar. Çöl düzlüğünün ve uçsuz bucaksızlığının içinde yer yer kayalara oyulmuş, aralarına dolanmış, üzerlerine çıkmış taştan bir antik şehir inşa ederler. Ölü Deniz‘ in 80 km güneyinde, Arap çölünün kenarındaki bu antik şehrin; anfi tiyatrosu, tapınakları, sarayları ve mezarları vardı ki bunların tamamı kaya bloklarının oyulması suretiyle inşa edilmişti.

Aphrodisias Antik Kenti


Aphrodisias Antik Kenti Tetrapylon

Tarihçe

Kent adını, aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’ den almıştır. Aphrodisias ismi ilk olarak M.Ö. 2.yy’ da kullanılmaya başlanmıştır. Kent daha önce başka adlarla anılıyordu. Kullanılan isimler sırasıyla ;

Lelegonpolis
Megapolis
Ninoi
Aphrodisias
Kayra
Geyre

Yerleşim geç neolitik çağa kadar uzanmaktadır. Akropolde ve pekmeztepede yapılan kazılar neticesinde, iki köyün varlığı kanıtlanmıştır. M.Ö. 2yy’ da Roma egemenliğinin güçlenmesiyle, kent kutsal yöre olarak önem kazanmış ve Aphrodisias ismini almıştır.
Kazılarda ortaya çıkarılan tiyatronun sahne yapısının duvarlarındaki yazılarda, Caesar’ ın, Aphroditeye hediye ettiği altın bir Eros heykelinden söz edilmektedir. Dolayısıyla Caesar kente gelmiş, tanrıçaya sadakatini sunmuş olabilir.

İ.Ö. 44 yılında Caesar’ ın öldürülmesinden sonra katillerin yandaşlarından olan Labienus ce adamları kenti ele geçirip talan etmişlerdir. Octavianus ve Antonius’ a sadakatinden ötürü M.Ö. 39 yılında triumvirlik kararıyla bazı ayrıcalıklar tanınmıştır. Bu ayrıcalıklar, vergi muafiyeti, tapınağa sığınma hakkı ve özerkliktir. M.Ö. 27′ de Oktavianusun tahta çıkışından sonra da sıcak ilişkiler devam etti. M.S. 1.yy’ dada ilişkiler devam etti. Julius Cladius soyunun imparatorları kente büyük ilgi duyuyorlardı. M.S. 22 yılında Tiberius daha önce senatonun tanıdığı ayrıcalıkları yeniden onaylamıştır. 3. yy’ ın sonuna kadar bu ilgi devam eder.

1. ve 3. yy arası buradaki heykeltıraşlık okulunun ünü her yere yayılmış ve çok uzaklardan bile Aphrodisias’ ın ziyaretçi almasını sağlamıştır. Salbakos’ dan (Babadağ) çıkartılan mermerler, burada işlenip birçok yerden gelen siparişleri karşılamaya çalışıyordu. Heykellerinin yanı sıra bilim ve sanat alanında da eserler ortaya koymuştur.

Kayseri Erciyes Kayak Merkezi

Erciyes Kayak Merkezi

İç Anadolu’ nun Tekir Yaylası üzerinde bulunan Erciyes Kayak Merkezi (3916) m. Türkiye‘nin en gözde manzarası, kayak öğrenme ve yapmaya en elverişli düzgün pistlerine sahiptir. Kayseri ilinin 25 km. güneyinde yükselir. Kayak severler bilir; kayak yapmanın zevkini en güzel toz kar verir en güzel toz karı Erciyes verir. Toz kar zevkini ve kayağın tadının doruklarına ulaşacağınız Erciyes Kayak Merkezi 8 adet mekanik lift bulunmaktadır. Bunlardan 3′ü Baby-lift 3′ü teleski ve 2’si dünyada kayakçıların en çok tercih ettiği telesiyejdir. Bu telesiyejler Zümrüt Limited Şirketi’nin bünyesinde bulunup Erciyes Kayak Merkezi‘nin en uzun ve taşıma kapasitesi en fazla olan mekanik tesisidir. 1′inci telesiyej 1500m uzunluğunda olup, 2215 rakımdan başlar ve 2550 rakımda biter. Daha çok profesyonel kayakçılara hitap eden 2′inci telesiyej 1600 mt uzunluğunda olup sizleri 2550 rakımdan alıp 3000 rakıma ulaştırır. Bu özelliklerinden dolayı Türkiye‘de bulunan en uzun chair-lifttir.

Erciyes Kayak Merkezi’nin Konumu

Kayseri’nin hemen güneyinde yükselir. Yaz tırmanışları için en uygun zaman Mayıs-Ekim ayları arasıdır. Sönmüş genç bir volkan dağ, Orta Anadolu’nun en yüksek doruğudur. Dağın kuzeyinde 700 m. uzunlukta bir dağ buzulu vardır. Doğu yüzünde 2100-2900 m. yükseklikte yer alan Tekir Yaylası bir kış sporları merkezidir. Telesiyejden sonra kamp yeri olan Çobanini’ne kışın yürüyerek yaklaşık 2,5-3 saatte gidilir. Tırmanış genellikle Çobanini’nden mola taşına kadar 1 saat sürüyor. Mola taşı tam şeytan deresinin ağzındadır. Buradan, küçük zirve yaklaşık 2-3 saat sürer. Orta Anadolu’nun en yüksek doruğu olan Erciyes Dağı (3916 m.) Kayseri ilinin hemen güneyinde yükselir. Erciyes Dağı, sönmüş bir volkandır. Üzerinde birçok yan volkan konisi bulunur.

Sümela Manastırı


Trabzon Sümela ManastırıSümela Manastırı Tarihçesi

Sümela Manastırı , Trabzon ili, Maçka ilçesi, Altındere köyü sınırları içerisinde yer alan Panagia (Meryem Ana) deresinin batı yamaçlarında Mela (Yunanca ’siyah’) tepesi üzerinde deniz seviyesinden 1.150 m yükseklikte yer alan bir Rum Manastır ve Kilise Kompleksi olup, tam adı Panagia Sumela veya Theotokos Sumela‘dır.

Kilisenin M.S. 375-395 tarihleri arasında inşa edildiği sanılmaktadır. Anadolu’da sıkça rastlanılan Kapadokya Kiliseleri tarzında yapılmış, hatta Trabzon‘da Maşatlık mevkiinde benzeri bir mağara kilisesi daha vardır. Kilisenin ilk kuruluşu ile manastır haline dönüşümü arasındaki bin yıllık dönem hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Karadeniz Rumları arasında anlatılan bir efsaneye göre Atina’lı Barnabas ile Sophronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, Hz.İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’ın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryemin bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela‘nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon‘a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlardır.

Meryem Ana adına kurulan manastırın “Sumela” adını “siyah” anlamına gelen “melas” sözcüğünden aldığı söylenmektedir. Bu ismin manastırın kurulduğu koyu renkli Karadağlar’dan geldiği düşünülmekte ise de, Sumela kelimesi buradaki Meryem tasvirinin siyah rengine bağlanabilmektedir. Ünlü tarihçi J.P.Fallmerayer’in de (1790-1861) yılında buraya geldiğinde dikkatini çektiği gibi renginin koyu, hatta teşhis edilemeyecek derecede siyah oluşu bu adın esasının teşkil etmiş olması mümkündür. Gürcü resim sanatında, XII. yüzyılda sanat aleminde siyah Madonna ismi altında tanınan bir takım Meryem ikonlarının yapıldığı ve yayıldığı bilinir.

Buranın başlıca gelir kaynağı olan bir Meryem Ana resminin eksikliğine ve mucizeler yarattığına halkı inandırmak böylece onun değerini büyütmek için uydurulduğu kolayca sezilen rivayete göre, güya bu resim, İsa’nın havarilerinden Lukas tarafından yapılmış. Lukas’ın terekesinden Atina’ya geçmiş fakat Theodosius devrinde, 4. yüzyılda resim kendiliğinden buradan ayrılmak istemiş, bir gün melekler tarafından gökte uçurularak Trabzon dağlarındaki bu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmıştır. Tam bu sıralarda Atina‘dan Trabzon‘a gelen Barnabas ve Sophronios adlarında iki keşiş de bu ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuşlar ve burada Anakaya Kilisesini inşa ettirmişlerdir. 6. yüzyılda imparator Justinianus’un manastırın onarılarak genişletilmesini istemesi üzerine generallerinden Belisarios tarafından tamir edildiği de söylenmektedir.

Yine başka bir efsaneye göre, büyük bir kasırga sırasında Meryem’in yardımı ile canını kurtaran III.Alesios burasını yeni bir tesis halinde inşa ettirmiş, zengin vakıflar bağışlamış bir Khrysobullos yeni bir ferman ile de bu vakıflarını sağlam esaslara bağlamıştır.

Trabzon Sumela Monastery

Manastırın 1650′ye kadar dış kapısı üzerinde görülebilen 1360 tarihli, beş mısralık bir manzum kitabede III. Alesios, bu tesisin kurucusu (ktetor), “Doğu ve Batı (=Iberia)’nın hakimi imparator” olarak gösterilmişti. Alesios 1361 yılındaki bir güneş tutulmasını burada karşılamıştır. Bu prensin sikkelerinde güneş resmi bu olayla ilgili kabul edilmektedir. 1365 tarihli “vakfiyesi” ile de manastırın bütün idari şartlarını, arazisini, gelirlerini düzene koyduktan başka, Trabzon‘a gelecek bir tehlikeyi, bir Türk akınını önlemek üzere, buradaki keşişlerin daima uyanık bulunmalarını da bildirir.

Sümela Manastırı‘nın kuruluşu bilimsel verilere göre 13. yüzyıla kadar inmektedir. Kısacası Trabzon Sümela Manastırı, Trabzon Kommenoslar olarak bilinen ve 1204 tarihinde Trabzon‘da kurulan Kommenos Prensliği’nden III.Alexios (1349-1390) zamanında manastırın önemi artmış ve fermanlarla gelir sağlanmıştır.

14. yüzyılda Türkmen akınlarına maruz kalan kentin savunmasında ileri karakol görevi üstlenen manastırın statüsünde Osmanlı fethinden sonra bir değişiklik olmamıştır. Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’da ki şehzadeliği sırasında iki büyük şamdan buraya hediye ettiği, Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, I. Selim, II. Selim, III. Murad, İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman ve III. Ahmed’in de manastırla ilgili birer fermanları bulunmaktadır. Osmanlı döneminde manastıra sağlanan imtiyazlar, Trabzon ve Gümüşhane bölgesinin İslamlaşması sırasında özellikle Maçka ve kuzey Gümüşhane‘de Hristiyan ve gizli Hristiyan köyleri ile çevrili bir alan yaratmıştır.

Trabzon Sümela Manastırı

Sümela Manastırı‘nın 18. yüzyılda birçok bölümü yenilenmiş, bazı duvarlar fresklerle süslenmiştir. 19. yüzyılda büyük binaların ilave edilmesiyle manastır muhteşem bir görünüm kazanmış, en zengin ve parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde son şeklini alan manastır pek çok yabancı seyyahın ziyaret ettiği, yazılarına konu edilen bir yer haline gelmiştir. Bu yazarlar arasında, Ghikas (1755), Stephan (1764), Hysilantes (1775), G.Palgrave (1826-1888) sayılabilirler.

18 Nisan 1916’dan 24 Şubat 1918’e kadar süren Rus işgali sırasında Maçka civarındaki diğer manastırlar gibi bağımsız bir Pontus devleti kurmak isteyen Rum milislerin karargahı olmuş, nüfus mübadelesi ile bölgedeki Hıristiyanların Yunanistan’a gönderilmesinin ardından önemini yitirerek T.C. Kültür Bakanlığı tarafından yakın zamanda onarılana dek kaderine terkedilmiştir.


Sümela Manastırı Genel Bilgiler

Oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilen Sümela Manastırı, başlıca ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazma bölümlerinden oluşur.

Sümela Manastırı‘nın girişinde su getirdiği anlaşılan büyük su kemeri yamaca yaslanmış durumdadır. Çok gözlü olan bu kemerin bugün büyük bir bölümü yıkılmıştır.

Dar ve uzun bir merdivenle Sümela Manastırı‘nın ana girişine ulaşılır. Giriş kapısının yanında muhafız odaları bulunmaktadır. Buradan bir merdivenle iç avluya inilir. Solda, manastırın esasını teşkil eden ve kilise haline getirilen mağaranın önünde çeşitli manastır binaları bulunmaktadır. Sağ tarafta kütüphane yer almaktadır. Sümela Manastırı‘nın kütüphanesinde evvelce kataloğu yapılan ve çoğunluğu 17-18. yüzyıllara ait çeşitli el yazmalarından 66 tanesi Ankara Müzesi‘nde, içinde minyatürler olan ve Bizans eseri 1000 tanesi İstanbul’da Ayasofya Müzesi‘ndedir. Ayrıca 150 kadar da taş baskı kitap vardır.

Trabzon Sümela ManastırıSultan Selim’in hediye ettiği şamdanlar 1877′de çalınmıştır. Manastıra ait başka bir Meryem ikonası da Oxford’da özel bir koleksiyondadır. 1436 tarihli işlemeli gümüş madalyon ile 1438 tarihli işlemeli bir örtü de Atina’daki Benaki Müzesi‘ndedir.

Yine sağda yamacın ön yüzünü kaplayan büyük balkonlu bölüm keşiş odaları ve misafir odaları olarak kullanılmıştır.

Sümela Manastırı‘nın ana ünitesini meydana getiren kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarları fresklerle donatılmıştır. Kaya kilisesinin içinde avluya bakan duvarda III. Alexios dönemine ait fresklerin varlığı tespit edilmiştir. Şapeldeki freskler ise 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir ve üç ayrı devirde yapılan üç tabaka görülmektedir.

Buradaki fresklerin 1710-1732 yıllarında yapıldıklarını bildiren yazılar tespit olunmuştur. Halbuki mağara kilisenin inde avluya komşu duvarda III. Alexios devrine ait freskler de tespit edilmiştir. Bugün bu portrelerden hiçbir iz kalmamıştır. Dışarıda kaya sathına işlenmiş ve bugün yalnız üst şeritleri kalabilmiş olan büyük bir mahşer sahnesinin dökülen sıvalarının altından başka sahnelerin gün ışığına çıktığı görülmektedir. Üzerinde bir ejder ile süvari iki aziz (Georgios ve Demetrios) tasvir edilmiş bulunan küçük bir şapelin duvarında tabakanın altında üç tabaka daha resim bulunduğu tespit edilmiştir.

Nitekim bir yerde en alt tabakada imparator kıyafetinde diademli bir figürün üstünde diademli başka bir figür bunun üstünde de matemorphosis, yan itabor adında İsa’nın görünüşünün değişmesi (suretinin değişmesi) sahnesi işlenmiş bulunmaktadır. Bu durum karşısında Sümela Manastırı‘nın eski ve o nispette de değerli duvar resimleri, sıvaların tamamen dökülmediği yerlerde alt tabakalarda da mevcuttur.

Trabzon Sümela ManastırıKutsal suyu toplayan şadırvanda sivri kemerleriyle Türk Mimarisi karakterindedir. Sümela Manastırı‘nın yüz metre kadar kuzeyinde yine dağ yamacına oyulmuş erişilmez durumda ve içinde freskleri olan şapeller bulunmaktadır. Sümela Manastırı‘nda 1998′den beri Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yürütülen bir proje dahilinde zarar gören duvarlar temizlenip restore edilerek koruma altına alınmıştır.

Sümela Manastırı‘nın ana bölümü üst çatıyla kaplanmış olup, Ana Kaya Kilisesi‘ndeki freskler temizlenerek sağlamlaştırılmıştır.

Ve sonuç olarak ziyaretçilerin Sümela Manastırı‘na daha rahat ve güvenli bir şekilde ulaşabilmeleri için patika yol doğal yapı bozulmadan genişletilerek yeniden düzenlenmiştir.

Sümela Manastırı‘nın ana bölümü üst çatıyla kaplanmış olup, Ana Kaya Kilisesindeki freskler temizlenerek sağlamlaştırılmıştır.

Ve sonuç olarak ziyaretçilerin Sümela Manastırı‘na daha rahat ve güvenli bir şekilde ulaşabilmeleri için patika yol doğal yapı bozulmadan genişletilerek yeniden düzenlenmiştir.

Sümela Manastırı Freskleri

- Asıl kilisenin absid kısmında, güney duvarında yukarıda Meryem’in doğuşu ve mabede sunuluşu, tebliğ, Hz. İsa’nın doğuşu, mabede sunuluşu ve hayatı, altta İncilden resimler.
- Güney kapısında Hz. Meryem’in ölümü ve havariler.
- Kilisenin doğuya bakan yukarı kısmında 2. sırada Genesis, Ademin yaratılışı, Havva’nın yaratılışı, Tanrı’ın tembihi, İsyan (Adem ile Havvanın yasak meyveyi yemeleri), Cennetten kovulma.
3. sırada: Yeniden dirilme, Thomas’ın şüphesi, Kabirde bir melek, Nikaia konsülü.
- Absid kısmının dışında, yukarıda Mikail, Cebrail bulunmaktadır.

Trabzon Sümela Manastırı

Sümela Manastırı Ulaşım
Trabzon‘a 47 kilometre, Maçka’ya 17 kilometre uzaklıkta Altındere Milli Parkı içinde bulunan Sümela Manastırı, yaz aylarında turizm acentaları tarafından günü birlik turlar düzenlenmektedir.

www.sumelamanastiri.net - www.trabzon.gov.tr - Sitelerinden Alınmıştır

8 Mart 2008 Cumartesi

İZMİR- Çeşme

Çeşme Plajları...

--------------------------------------------------------------------------------

29 km`lik Çeşme kıyı şeridi boyunca göreceğiniz birbirinden güzel plajların her birinden ayrı bir keyif alacaksınız.Çünkü, Çeşme öyle güzel bir ev sahibidir ki ; her zaman tertemiz denizi, eşine az rastlanır yumuşacık kumsalları ve bunalmadan istediğiniz bronzluğa ulaşabileceğiniz güneşiyle kucaklar sizi. Dingin bir denizde serinleyip sonra da sımsıcak kumsal da sakince güneşlenmek mi,bir yat kiralayıp adaları gezmek mi, dalış tüpünüzü takıp derinlerdeki zenginliği keşfetmek mi yoksa surf tahtanızı alıp rüzgarla dansetmek mi istiyorsunuz? Düşlemeniz bile yeter. Çeşme hepsini önceden düşünmüş ve her bir plajını farklı bir alternatif olarak hazırlayıp hizmetinize sunmuştur sanki.

İşte en önemli plajlardan birkaçı:

ILICA :2 Km`ye yakın uzunluktaki geniş ve beyaz kumlu
plajları, nitelikli konaklama tesisleri ve termal olanaklarıyla Çeşmenin en büyük ve popüler turizm merkezidir.
Deniz`in içinden kaynayan sıcak termal suları, ılıca plajını ve yöredeki diğer plajları büyük birer termal havuz haline getirir. Ilıca`daki büyük, küçük konaklama tesisleri, yoğun bir turist kapasitesinin ihtiyacını karşılayabilecek durumdadır. Ilıca`nın önemini arttıran en önemli husus, termal olanaklarıdır. Birçok küçük, otel ve pansiyonlarda bile kaplıca suyu vardır. Çeşme plajlarının ve özellikle ılıca plajının en önemli özelliklerinden biri de, kıyıdan denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin insan boyunu geçmeyecek derinlikte olmasıdır. Sığ sularda, özellikle termal kaynaklarla beslenen sularda ultraviyole ışınlarının insan sağlığına çok daha fazla yararlı olduğu bilimsel bulgularla kesinleşmiştir. Bunların yanı sıra , bu plajlardan çocukların yararlanma olanakları, sağlık ve can güvenliği bakımından elverişlidir. Ilıca`nın en büyük konaklama tesisi bu plajın kenarında yer almaktadır. Aynı zamanda Turizm Bakanlığından belgeli bir tesistir.

BOYALIK KOYU : Yaklaşık 5 Km. uzunluğunda çok güzel plajlara sahip bir koydur. Ilıca plajının karakteristiklerini gösteren bu koy, bugün Çeşme`nin en hızlı gelişen turizm alanlarından biridir. Koyun orta kısmında yer alan Kalem Burnunun karayla birleştiği yerde, yapıldığı yıllarda Türkiye`nin en büyük ve en modern konaklama tesislerinden biri olan ALTINYUNUS TATİL KÖYÜ ve Marinası bulunmakta olup köyün tüm doğal zenginliklerini turistin hizmetine sunmaktadır. Bu koyun kuzey rüzgarlarına kapalı en sakin plajı SAKİN DENİZ (Ayayorgi) plajıdır. Kıyısındaki lokantaları ve kamp yerleriyle gerçekten sakin ve dinlendirici bir köşedir.Kıyısındaki lokantaları ve kamp yerleriyle gerçekten sakin ve dinlendirici bir köşedir.

ŞİFNE-BÜYÜK LİMAN-PAŞA LİMANI : Ilıca plajı merkez olmak üzere kuzeydoğu yönünde Şifne`ye kadar uzanan kıyı bandı, güzel plajları ve kaplıcalarıyla değerli bir merkez oluşturur. Büyük Liman, Paşa Limanı koyları, turistik tesislerin, kamp alanlarının ve toplu yazlık konutların toplandığı bir yerdir. Şifne, kaplıcalarıyla ünlü bir merkez olup, çok sayıda temiz ve düzenli pansiyon hizmet vermektedir. Ilıca merkezine yaklaşık 5 Km. uzaklıktaki bu önemli turizm merkezine ulaşım Ilcadan sağlanır.

ILDIRI : Antik Erythria kentinin bulunduğu Ildırır ve yöresi, doğal plajları ve kamp alanlarını bakımından kampçılar için ilginç, bir yöredir. Çeşme ilçe merkezine 22 km. Ilıca`ya 15 km. uzaklıktaki bu tarihi ve doğal zenginliklere sahip yöreye ulaşım Şifne`den sonra stabilize bir yolla yapılmaktadır.

DALYAN VE SAKIZLI KOY : Çeşme yarımadasının kuzey kıyılarında yer alan bu turistik merkezler, tipik balıkçı mahallesi, evleri, limanı, plajları ve insanlarıyla Ege yaşantısının ve doğal güzelliklerinin toplandığı bir yöredir. Bu yöre, Çeşme ilçe merkezine 4 Km. uzaklıktadır. Dalyan köyde çok sayıda kaliteli pansiyon yerli ve yabancı turistlerin hizmetindedir.

ÇİFTLİKKÖY VE PIRLANTA PLAJI : Çeşme ilçe merkezinin güney ve güneybatısında yer almaktadır. Bu yörenin en önemli plajları PIRLANTA-TURSİTE ve ALTINKUM plajlarıdır. Kaliteli Motel ve pansiyonlarıyla çok sayıda turisti ağırlayabilecek kapasiteye sahiptir. Ayrıca kamping yapmak için uygun alanlar vardır. Çeşme bölgesinde hakim olan kuzey rüzgarlarına kapalı bulunan bu plajlar, Çeşme ilçe merkezine yaklaşık 10 Km. uzaklıktadır.

ÇATAZMAK PLAJI : Ulaşım Çeşme ilçe merkezinden sağlanır. İlçe merkezine uzaklığı 5 km.`dir.

EŞEK ADASI : Eski adıyla "GONİ" olarak bilinen günümüzün Eşek Adası Çeşme`den yatlarla bir saat uzaklıkta, temiz koyları ve konuksever eşekleriyle günübirlik yat gezintileri için ideal bir yerdir. Doğal konumu itibariyle kuzey rüzgarlarına kapalı olan koylarında sualtı ve su üstü sporları yapmaya çok elverişlidir. Adanın tamamı maki ile kaplıdır ve üzerinde yaşayan eşeklerin yaşayabilmesi için rüzgarla çalışan bir tatlı su kuyusu bulunmaktadır. Bahar aylarında yolunuz düşerse sizleri yaban nergisleri, katır tırnakları ve kekiklerin sarhoş eden kokusuyla karşılaşırsınız. Ada tamamen turistik amaçlara hizmet etmekte olduğundan ve Milli Parklar kapsamında olduğundan gece konaklaması mümkün değildir. Adanın hemen yanında bulunan Karaada, doğal bir akvaryum görünümünde olan Mavi Koy sizi büyüleyen bir uğrak yeri olacaktır

İskenderun - Bakras Kalesi



İskenderun-Antakya Yolunun 27. Km. sinde Bakras köyü çevresinde, Amanos dağları eteginde kurulmuş bir karakol şatosudur. Kalenin yapılışı, Helenistik döneme aittir. Kalenin önemi ise, Arabistan yolunu kontrol altında tutmasından ileri gelmektedir. Çeşitli zamanlarda onarım görmüş olan bul kale, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Üzerinde bir kilise vardır.

Japon Havayolu, toparlanmak için hisse sattı

Japon Havayolu, toparlanmak için hisse sattı
Kaynak: Halut Özyurt - Turizmhabercisi.com


65 yeni uçak alacak.

Son iki yılını zararla kapatan Japon Havayolları (Japan Airlines-JAL), 14 kreditör kuruluş ve ticari ortağına 151.5 milyar yen (yaklaşık 1.4 milyar ABD Doları) tutarında ayrıcalıklı hisse satacağını açıkladı.

JAL'dan yapılan açıklamaya göre şirketi mali yönden güçlendirmek amacıyla yapılan bu hisse satışının, 2010 yılını da kapsayan orta vadeli planlar çerçevesinde değerlendirilmesi talep edildi. Şirket bu satıştan elde ettiği kaynağı, yakıt tüketimi düşük ve müşteri memnuniyetini yükseltecek uçak alımında kullanacak. Açıklamada alınacak uçak sayısının 65 olduğu bildirildi.

JAL Başkanı Haruka Nishimatsu, son iki yılda büyük bir hızla yükselen petrol fiyatlarının şirketi mali yönden zor duruma ittiğini vurgularken, 'güvenli uçuş' imajlarının yıpranmasının şirketin zararında büyük payı olduğunun da altını çizdi. ABD kökenli mortgage krizinin dünya ekonomisinde durgunluğa neden olduğunu hatırtalan Nishimatsu, bunun kısa dönemde iyimser olmayı önlediğini belirtti.

Nishimatsu, Haneda ve Narita havaalanlarının kapasitelerinin artışının 2010'da tamamlanmasıyla sermaye artışı arasnıda bağlantı olduğunu ifade etti.

Bu arada JAL, personel giderlerinin azaltılması için de çalışma yapıyor. Bu önlemlerin başında ikramiyelerin kısıtlanması geliyor.

Turizm Gelirini Arttırabilir ( Bakanlık turiste bonus kazandıracak )

Bakanlık turiste bonus kazandıracak
Kaynak: Gazeteler


'Turist Promosyon Kartı' geliyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye'ye gelen turistlere, kredi kartlarındaki gibi, yaptıkları harcamalarda 'puan' getiren 'Turist Promosyon Kartı' vermeye hazırlanıyor. Karta bakanlıktan belgeli tesisler ile seyahat acentelerinin yanı sıra lokanta, hediyelik eşya dükkanı ve müzeler gibi turizm alanında faaliyet gösteren firmalar belirli aidatlar ödeyerek dahil olabilecek.

TÜBİTAK'a ''Kamu Kurumları Araştırma ve Geliştirme Projelerini Destekleme Programı Programı'' (1007 Programı) kapsamında sunulan projede, kart üyeliğine katılacak olacak otel, lokanta gibi turizm sektöründeki firmalardan alışveriş yapan turistlerin, topladıkları puanlarla çeşitli indirimler ve hediyeler kazanması öngörülüyor.

AA muhabirinin Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinden aldığı bilgiye göre, projeyle turistlerin Türkiye'ye tekrar gelmesini ve turizmden elde edilen gelirin arttırılması amaçlanıyor.

TÜBİTAK'ın kabul etmesi halinde, yaklaşık bütçesi 2 milyon 500 bin YTL olan projenin AR-GE ile teknik altyapısının bu kurum tarafından hazırlanacağını ve en kısa zamanda uygulamaya geçileceğini belirten yetkililer, kartın nasıl kullanılacağı hakkında da bilgi verdiler.

Buna göre, karta bakanlıktan belgeli tesisler ile seyahat acentelerinin yanı sıra lokanta, hediyelik eşya dükkanı ve müzeler gibi turizm alanında faaliyet gösteren firmalar belirli aidatlar ödeyerek dahil olabilecekler.

Öncelikle bakanlık belgeli tesisler ve seyahat acentelerinde form dolduran turistlere, içinde bir miktar teşvik puanıyla ücretsiz olarak verilecek kartlar, sistemin yaygınlaşmasıyla internetten başvuru yapanların adreslerine gönderilecek veya bakanlığın yurt dışındaki büroları aracılığıyla sunulacak.

5 YIL GEÇERLİ OLACAK

Kart okuyucu makineler sayesinde karta üye firmalarda harcama yaptıkça puan kazanacak turistler, puanlarını yine karta üye tesislerde kullanabilecek, çeşitli indirimlerden yararlanabilecek ve puanları arttıkça ''bedava tatil'' gibi bazı hediyeler kazanacak.

Alındığından itibaren 5 yıl geçerli olacak ''Turist Promosyon Kartları''nın kullanımı bir web portalıyla da desteklenecek. Portala üye olacak kart sahibi turistler, restoran, konaklama, hediyelik eşya satan işletmeler ile kültür ve sanat aktiviteleri gibi gidecekleri destinasyon hakkında detaylı bilgileri öğrenecek ve ürünlerin fiyat bilgilerine kadar ulaşabilecek.


Yetkililer, kart sayesinde bir turistin topladığı puanları kullanmak için Türkiye'yi yeniden ziyaret edebileceğini düşündüklerini söylediler.

Turistlerin Türkiye'ye daha çok paket turlarla geldiğine dikkat çeken yetkililer, kart sayesinde, turistlere ''kazıklanma gibi kaygıları olmadan'' kendi seyahat programını kendisinin ayarlaması imkanının sunulacağını, bunun da turizm sektörüne daha fazla gelir getirebileceğini bildirdiler.

Ayrıca, herhangi bir ücret ödemeden sahip oldukları kartla puan kazanacak olmanın karta ilgi yaratacağını düşündüklerini belirten yetkililer, araştırmaları sonucunda diğer ülkelerde böyle bir çalışmaya rastlamadıklarını dile getirdiler.

Yetkililer, uygulamanın yaygınlık kazanmasıyla, yabancı turistlerin ziyaret ettikleri yerler, harcamalar ve profilleriyle ilgili detaylı bilgilerin elde edilebileceğinden, Türkiye'ye gelen turistlerin profilinin de daha rahat çıkarılabileceğini ve turizm politikaların buna göre düzenlenebileceğini kaydettiler.

1 Mart 2008 Cumartesi

Istanbul 2010 Avrupa Kültür baskenti

Istanbul'un 2010 yilinda Avrupa Kültür Baskenti olmasi için yapilan basvuru ile ilgili AB'nin kesin karari, 13 kasim 2006 pazartesi günü Brüksel'de yapilan AB Kültür Bakanlarindan olusan Bakanlar Konseyi toplantisindan sonra açiklandi.

Eski Dünyanin merkezinde yer alan Istanbul tarihi abideleri ve sahane tabii manzaralari ile ünlü, önemli bir megapolistir.Asya ile Avrupa Kitalari'nin dar bir deniz geçidi "Bogaziçi" ile ayrildigi yerde, iki kita üzerinde kurulu tek sehirdir. 2500 yili asan bir tarihe sahip olan Istanbul, deniz ve karalarin kucaklastigi bu stratejik bölgede kurulusunu takiben önemli bir ticaret merkezi olmustu. Tarihi Istanbul sehri üç tarafini Marmara Denizi, Bogaziçi ve Halic'in sardigi bir yarim ada üzerinde yer alir. Burasi 3 dünya imparatorluguna, Roma, Bizans ve Osmanli Türkleri'ne baskent olmus,1600 yili asan bir süre boyunca 120 den fazla imparator ve sultan burada hüküm sürmüstür. Dünyada bu özellige sahip tek sehirdir.Gelisim sürecinde surlar her defasinda daha batiya insa edilerek sehir 4 defa genisletilmisti. 5 yy Roma devri surlari ile çevrili, 7 tepe üzerine kurulu Istanbul, Türk sanatinin saheser eserleri, buralara kondurulmus "taçlar" gibi,Sultan camileri ile süslüdür.Sehrin silueti her yönden güzel, muhtesem ve huzur verici bir manzaradir.Çok emin bir tabii liman olan Haliç sehrin gelismesinde önemli rol oynamisti. Ana yollarin denize ulastigi kavsak noktasinda yer almasi, kolay savunulur bir yarim ada, ideal iklim, zengin ve cömert tabiat, stratejik Bogaziçi'nin kontrolü gibi özellikler ve cografi konumunun dünyanin merkezinde bulunmasi Istanbul'un kismetidir. Imparatorluklar baskenti oldugu siralarda, devlet ile birlikte dinlere de idari merkez olmus, Dogu Hiristiyanligi Patrikligi kuruldugu zamanlardan günümüze kadar bu sehirde üslenmis,Hiristiyan dünyasinin en büyük ilk kilise ve manastirlari buradaki pagan mabetlerinin üzerinde yükselmisti.

Istanbul'un fethini takiben yüz yil gibi bir sürede sanat eserleri camiler, saraylar, okul, hamam, ve diger tesisler sehri donatip Türk karakterine kavusturmus, harap halde mevcut kiliselerin bazilari da tamir ve tadil edilerek camiye çevrilmislerdi.

Osmanli Sultanlarinin Islam Dini'nin halifeleri oldugu 16 yy dan Cumhuriyetin ilk yili 1924 e kadar bu sembolünde merkezi Istanbul'dur. Yahudilik her liman sehrinde oldugundan daha fazla Istanbul'da yerlesmis,15 yy da Türk'lerin Ispanya'dan kurtarip getirdikleri de mutlu, yeni hayat tarzina bu sehirde baslamislardi.Istanbul,cami,kilise ve sinagoglarin yan yana mevcudiyetlerini sürdürdügü bir toleranslar merkezi olagelmistir. Osmanli Imparatorlugu çöküs yillarinda sehir, zengin, gösterisli bir çok eser ile süslenebilmis, saraylar Avrupa sanatinin tesirinde yapilmis, Halic'in kuzey yamaçlari Galata ve Beyoglu semtleri Avrupai kimliklerine bürünmüslerdi. Birinci Dünya savaslarinda taraf olan Imparatorluk çöküp yerine kurulan genç Cumhuriyetin baskenti Ankara'ya tasimasi, Istanbul'un önemini azaltmamistir. 2. Dünya savaslarini takip eden yillarda baslayan ve 1950 den sonra hizlanan plansiz gelisme eski sehrin dokusuna tesir etmis, maalesef ahsap yerlesim yerleri süratle yok edilirken her yer beton binalarla dolmustur. Disardan yapilan göçler ile nüfus patlamasina ugrayan Istanbul kisa sürede tarihi surlarin çok ötelerine tasmis, sur içi alanlar atölye, fabrika ve is yerlerinin istilasina ugramis, açilan ana arterler trafik için çözüm saglayamamis, alt yapi eksikliginden dolayi Haliç ilk kirlenen yer olmustu. 1980'li yillarda baslayan kurtarma hamleleri ile Istanbul tarihinde görmedigi bir yeniden yapilanma sürecine girer.Haliç kiyilarinda binlerce yapi istimlak edilerek kiyi boyu yesil kusakla çevrelenmis, Marmara Denizi kiyilari doldurularak park ve bahçelerle donatilmistir.Drenaj sistemleri tamamlanarak, atik sular fiziki ve biyolojik aritilmis, sehri çevreleyen denizlerin kirlenmesi önlenmis, hava kirliligi, artik dogal gaz kullanildigi için oldukça azalmistir.

Roma sehir surlari restorasyonlari baslatilmis, can damari Beyoglu yeni açilan bir cadde ile kurtarilmis, daha önceki yillara nazaran genel temizlik, bakim, çöp isleri Avrupa standartlarini yakalamistir. Çevre yollari Bogaziçi'ni 2 asma köprü ile geçerek kitalari baglarken, Avrupa yakasi hizli tramvay ve nihayet metro sistemine kavusmus, kiyilarda insa edilen deniz otobüsleri terminalleri ile deniz tasimaciliginda sürat ve konfor saglanmistir. Tarihi yarim adadaki bütün sinai tesisler sehir disinda yapilan modern sitelere tasinirken, yeni sehirler ve uluslararasi otobüs terminali de trafik yogunlugunu rahatlatmistir. Eski hapishane binasi ile sehrin betonarme ilk büyük yapisi 5 yildizli otellere çevrilerek turizme tahsis edilmislerdir. Sehir dogu-bati ekseninde Marmara kiyilari boyunca dinamik büyümesini tüm hizi ile sürdürmekte, gelismektedir.