29 Ocak 2008 Salı

Harika İstanbul Manzaraları ve En Güzel Yerleri!

Kız Kulesi





Topkapı Sarayı


Aya Sofya Müzesi


Sultan Ahmet (Mavi) Camii


Adalar, Burgaz Ada


Kapalı Çarşı'da hediyelik eşya dükkanı

Ölü Deniz-Uçan insanların beldesi

Uçan insanların beldesi

Ölüdeniz (kumburnu) dünyanın harikalarından bir tanesi.


Fethiye-Ölüdeniz semaları bu mevsimde rengarenk yamaç paraşütleri ile en hareketli günlerini yaşıyor. Dünyanın dört bir yanından gelmiş, dev kanatlı albatros kuşlarına öykünen insanlar, paraşüt kanatlarıyla uçmanın ve özgürlüğün tadını çıkarıyorlar. Uçmak... Kanat takıp gökyüzünün derinliklerinde kuşlarla arkadaşlık etmek... Sonsuz mavilikte özgürce süzülmek... Tıpkı kanatlarını rüzgarla şişirerek yukarılara, güneş tanrısına doğru hızla yükselen İkarus gibi... Kendine dev kanatlar yapıp, Galata Kulesi'nden atlayıp Üsküdar'a geçen Hezarfen Ahmet Çelebi misali... Sınırsız bir özgürlük hissi, dalga dalga yayılan uçma heyecanı ve cesurca kendini bırakış... Altınızda Ege'nin turkuvaz pırıltısı... Kanınıza karışan adrenalin, hayatın sınırlarında dolaşmanın hazzını yaşatıyor...


Babadağ'dan kalkış.
Dünyanın her tarafından uçuş tutkunları
Ölüdeniz sahilinde güneşlenirken, gözünüzü gökyüzünden alamıyorsunuz. Babadağ'ın üstünden, tam iki bin metreden kuş misali havalanıveriyorlar. Fransızlar, İsveçliler, Avustralyalılar, Amerikalılar... Dünyanın en uzak köşelerinden gelmiş uçuş tutkunu insanlar... Saatlerce süzülüyorlar gökyüzünde.
Yamaç paraşütü yerinde duramayan, hayatın limitlerinde gezmeyi seven, bu yüzden de değişik heyecanlar arayanlar tarafından, 1980'lerin başında yapılmaya başlandı. Temelde çok özel bir yetenek ve aşırı bir güç ve sıkı bir kondisyon gerektirmediği için de çok kısa sürede yaygınlaştı. Ayrıca paraşütle atlamanın ötesinde, uçuş zevkini tam olarak yaşatması yamaç paraşütünün en büyük artısı oldu. Üstelik yamaç paraşütüyle uçmak, uçak kullanmaktan çok daha kolay ve eğlenceli. Size gerekli tek şey yüksek kaliteli uçuş malzemeleri edinmek ve bu konuda eğitim veren kurumlarla bağlantı kurmak... Ölüdeniz'e gidip bir deneme uçuşu yapmak hiç de zor değil. Zaten Ölüdeniz, yamaç paraşütü yarışmalarında dünya şampiyonu olmuş sporcuların merkezi. Onlar sizi en güvenli ve konforlu bir şekilde Ölüdeniz semalarında uçuruyorlar.
Fethiye-Ölüdeniz'deki Babadağ, dünyanın yamaç paraşütü yapmaya en uygun yerlerinin başında geliyor. Çünkü dünyanın başka bir yerinde yüksekliği ideal ve denizle bu kadar içiçe olan bir yer daha yok. Bu yüzden de burası uluslararası düzeyde kabul görüyor ve her yıl yüzlerce yabancı pilota da ev sahipliği yapıyor. Uçuş organize eden birçok profesyonel şirket de nisan ile kasım ayları arasında binlerce kişiye uçuş tutkusunu aşılamayı yıllardır sürdürüyor. Hatta önümüzdeki yıl Dünya Yamaç Paraşütü Yarışmaları Babadağ'da yapılacak. Fethiye'nin dışında, Denizli-Pamukkale, Nevşehir-Kapadokya, Ödemiş-Bozdağ, Bolu-Abant yamaç paraşütü için aranan şartlara uygun yerler olarak saptanmış. Belli ki, kısa bir zaman sonra Türkiye uçan insanların ülkesi olacak.

Yeni Sahil Kent

Yeni sahil kenti

Akşam asma köprünün ışıkları yanınca sanki her şey daha da güzelleşiyor.


Hemen her kentin bir imajı vardır. Adana deyince de çoğumuzun aklına acılı kebaplar, aşırı sıcaklar ve hacı ağalar gelir. Bu zengin ve büyük kentin çağrıştırdığı imgeler nedense çok da parlak değildir. Hele bizim gibi Türkiye'nin sol üst köşesinden Anadolu'ya bakanlar, kendi oryantalist düşünceleri içinde Adana'yı, deyim yerindeyse, biraz alaturka bulurlar...
İki eşofmanlı hanım, yaşlarına uygun hafif bir tempoyla koşarak bana doğru geliyorlardı. Onları rahatsız etmemek için yavaşça kenara çekilip usulca süzmeye devam ettim. Kırkın üzerinde olmalıydılar, hafif kiloluydular, aslında tipik Adanalı'ydılar ama sabahın yedisinde spor yapmak için evden dışarı çıkabilecek kadar da bu işlere meraklıydılar. Seyhan Baraj Gölü'nün sahilindeki Adnan Menderes Bulvarı'nda güneşin doğuşunu fotoğraflamak için gelmiştim, birkaç gündür içinde olduğum tatlı şaşkınlıklar zincirine bu iki hanım da katılmışlardı. Büyük bir ciddiyetle geçip gittiler. İnsan bazen gördüğü tek bir örnekle düşüncelerini değiştirmeye başlıyor. Eski kentin kuzeyine sıfırdan kurulmuş Yeni Adana'da ise bu örneklerden o kadar çok vardı ki, düşüncelerim bambaşka mecralara akmaya başlamıştı bile. Çünkü burada son derece keyifli modern bir kent dokusu oluşturulmuştu. Yaşanabilir bir kentin en önemli kıstaslarından biri de sürekli oturanların içinde yürümek isteyip istemedikleridir. Özellikle turistlerden ya da bizim gibi iflah olmaz gezgin ve fotoğrafçılardan değil, o kenti her gün yaşayan kişilerden söz ediyorum. Eğer onlar keyif içinde kentin parklarında, yollarında gezinebiliyorlarsa o zaman orası yaşanabilecek bir yer demektir.

Pamukkale - Kutsal bir kür merkezi

Kutsal bir kür merkezi

Travertenlerin arasında kalmış bir lahit.


"Maiandros Nehri'nin öte tarafında Hierapolis vardır. Burada sıcak su kaynakları olağanüstüdür. Kaynakların suyu o kadar çabuk donar ve taşlaşır ki, insanlar bu suyu çukurlara akıtarak evlerinin etrafına yekpare taş çitler yapmak için kullanırlar. Hierapolis'teki su, yün boyaması için son derece uygundur. Burada su boldur ve kentte bir sürü doğal havuz ve hamam vardır."
Eskiçağ'ın ünlü coğrafyacısı Strabon 'Geographika' adlı kitabında Pamukkale'yi bu şekilde anlatır. Menderes Nehri'nin kolu olan Çürüksu'yun karşısında, Çökelez Dağı'nın eteklerinde Bergama Kralı II. Eumenes tarafından MÖ 190 yılında kurulan şehre, efsanevi kahraman Telefos'un güzel karısı 'Hiera'nın adı verilir. Ancak şehrin çekirdek yapısının, 'cin deliği' ya da 'Plutoium' adı verilen ve zehirli gazların yeryüzüne çıktığı yerde Frigler tarafından yapılan bir tapınak olduğu düşünülmektedir. Halkın üzerindeki etkilerini artırmak için, Kybele rahipleri zehirli gazlara rağmen bu deliğe girerlerdi. Günümüzde bu delik betonla kapatılmış durumda. Hierapolis aynı zamanda 'kutsal kent' anlamına da gelmektedir.



Suyun kaynağında oluşan bir termal havuz.
Anadolu'da ilk turizm hareketleri
Şifalı yeraltı suları günümüzde olduğu gibi geçmişte de yöreye çok fazla ziyaretçinin gelmesini sağlıyordu. Hierapolis'in o dönemde de 'kür merkezi' oluşu, Anadolu'daki ilk turizm hareketlerini başlatır. Bu nedenle şehir kısa sürede farklı halkların ve inanışların buluşma noktası haline gelir. Gelen ziyaretçilerin farklı tanrı ve tanrıçalara inanmaları nedeniyle şehirde çok sayıda tapınak inşa edilir. Bu sayede şehir, Kybele rahipleriyle başlayan kutsal kent olma özelliğini sürdürür. Hierapolis'in kazandığı kutsallığı ve dinsel kimliği şehrin kalıntılarını gezerken fazlasıyla hissedersiniz. Her şeyden önce nekropolün, yani şehir mezarlığının genişliği ve çeşitliliği Anadolu'daki diğer antik kentlerle kıyaslandığında insanı şaşırtır. Nekropolde bulunan çok sayıdaki mezar, birbirinden farklı mimari tarzlarda yapılmış.
MS 2. yüzyılda yapılan tiyatro ile şehrin giriş kapıları ve caddeleri hâlâ dimdik ayakta.


Görünmeyen surlar
Ayakta kalan bir diğer önemli yapı da yine MS 2. yüzyılda inşa edilen Roma Hamamı. 1984 yılından beri Pamukkale Arkeoloji Müzesi olarak hizmet veren binada, Hierapolis'ten çıkarılan eserlerin yanı sıra Laodikea, Colossae, Tripolim, Attude gibi Lycos (Çürüksu) vadisi kentlerinden çıkarılan eserler de sergilenmekte.
Şehrin ulaştığı kutsallık aşaması, Hierapolis'e bir tür dokunulmazlık sağlar. Bu nedenle Bizans dönemine kadar kente sur inşa edilmez. Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından MS 6. yüzyılda Abbasi ve Emevi saldırılarına karşı koymak için bugün kalıntıları görünen surlar inşa edilir. Kutsallığı Bizans döneminde de devam eden kent, Hıristiyanlığın önemli piskoposluk merkezlerinden biriydi. 1210 yılında Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Selçukluların eline geçen Hierapolis, 1354 yılında bölgede meydana gelen şiddetli depremler sonrası tamamen terk edilir.

Karadeniz- Yeşil tur

Yeşil tur




Türkiye içinde gezmek demek Ege ve Akdeniz sahillerine inmek, 'deniz, güneş ve kum' üçlüsüne teslim olmak demektir. Eğer gerçek bir alternatif istiyorsanız aşağıdaki yazıyı okuyun. Tarih, keşfedilmemiş bir doğa, sessizlik, bol oksijen... Size yeşil bir tur öneriyoruz, Karadeniz Bölgesi'ni.


Neden Karadeniz?
Türkiye'de yaşayanların bile pek az bildiği ya da Laz fıkralarından fazlasını bilmediği Karadeniz bölgesi hakkında nereden detaylı bilgi alabileceğimizi araştırdık ve 13 yıldır özellikle Doğu Karadeniz'e turlar düzenleyen Buklamania'ya ulaştık. Aşağıdaki bilgileri, deneyimli rehber Bülent Saraloğlu anlattı bize.

"Özellikle Doğu ve Batı Karadeniz'deki ormanlar, Türkiye'nin tek sub tropikal yağmur ormanları olma özelliğini taşıyor. Ayrıca literatüre yeni girmiş bir deyim var; doğal yaşlı ormanlar, yani kendiliğinden yetişmiş doğal ormanlar. Bu yapı Türkiye'nin hemen hiçbir yerinde yok. Buzulları, şelaleleri, ormanı, denizi ile Türkiye'nin genelinde rastlayacağınız şeyleri burada bulmanız mümkün. Doğu Karadeniz'deki endemik bitki türü 215 civarında ki, bu da Avrupa'daki bütün endemik bitkilerin toplamı kadar bir sayı oluşturuyor. Doğu Karadeniz, Kafkas-Sibirya florasının bir parçasıdır ama dağların yapısından dolayı saklı kalmış küçük küçük eko sistemler var. Mesela Kaçkar Milli Park'ı Türkiye'nin en büyük milli parkı, 52 bin hektar. Bunu hem tek bir eko sistem olarak düşünebiliriz hem de içinde çok sayıda eko sistemi barındıran bir yapı olarak düşünebiliriz. Alpin eko sistemi ya da buzul eko sistemi, orman eko sistemi, dere eko sistemi gibi. Ya da yayla eko sistemi. Aslında bölge az biliniyor, envanteri çıkarılmamış, dolayısıyla, bilinen bitki türü 215 demek daha doğru olur. Yaban hayatı konusunda da çok önemli bir yerdir, hemen tüm yırtıcı kuşlara rastlayabilirsiniz. Sadece Kaçkar Dağları'nda yaşayan çengel boynuzlu dediğimiz bir keçi türü var ve soyu tehlikede. Su samuru, vaşak, yabani kedi gibi az bulunan canlılar da var. Bölge, gözlem ve bilgi açısından çok kapalı kalmış ne yazık ki. Dolayısıyla burada sadece yayla ya da doğa turizmi değil, kuş gözlemciliği, yaban hayat gözlemciliği gibi turlar da oluşturulmalı. Kültür turu deyince, insanların aklına tarihi eserleri ziyaret edip bunların tarihleri hakkında bilgi edinmek geliyor. Sadece doğayı değil, yöre insanının ne yediği, folklorü, eğlencesi, üzüntüsü, düğünü, cenazesi, tarımı, yiyeceğini nasıl sağladığı, mutfağında ne piştiği... Biz kültür turundan bunu anlıyoruz. Trabzon, Rize ve Artvin merkezlerdeki 5 yıldızlı lüks otellerde kalıp da günübirlik olarak Ayder Yaylası'na gidip orada yarım saat geçirmek değil. Yayla insanı henüz turiste çok alışmış değil ama biz küçük gruplar halinde yayla evlerine misafir olarak onlarla aynı sofrayı paylaşmayı, onlar çay topluyorsa biz de birkaç saat çay toplayarak ona eşlik etmeyi, ineğini yaylaya çıkarıyorsa onunla birlikte gitmeyi, peynirin, tereyağının nasıl yapıldığını görüp öğrenmeyi istiyoruz ve bu mümkün. Dolayısıyla, Karadeniz'e beklentisiz gelmek lazım.

Ayrıca, özellikle Doğu Karadeniz'de dört farklı etnik kimlik var ve bunlar birbiriyle kaynaşmıştır. Gürcistan sınırında, Artvin'in güneyine doğru Gürcüler, Artvin ve Rize'nin sahil kesiminde Lazlar, daha iç kesimlerde ve daha batıya doğru olan yerlerde Rum dediğimiz ama aslında Pontus kökenli olan, Trabzon Rumcası dediğimiz dili konuşanlar ve bir de Hemşinli dediğimiz ve Ermeni kökenli olanlar vardır. Ama horonları aynıdır, aynı yemeğe farklı isimler verilse bile mutfakları çok benzerdir, yaşam tarzları da öyle. Mısır, lahana, peynir ve balık üzerine kurulu bir mutfağı vardır buna rağmen geniş bir mutfaktır.

Türkiye ile kıyaslarsak, yaşam tarzı da çok farklıdır, yani Anadolu'ya da pek benzemez. 'Uygarlığın' getirdiklerinden biraz kaçmak, doğanın içinde kendinizle baş başa kalmak isterseniz Karadeniz'e gitmelisiniz."

Turistik Kent Kaş- Turkuvazın bütün tonları

Turkuvazın bütün tonları




Antalya'nın küçük sahil kasabası Kaş, her ne kadar artık gözde bir turizm merkezi olsa da o eski mütevazı güzelliğinden hâlâ bir şey kaybetmedi ve müdavimleri Kaş'tan asla vazgeçemiyor. Gerçekten de Kaş küçük sokakları, begonvilli pansiyonları, her bütçeye uygun otel ve restoranları, lacivert denizi, tekne turları, batık kenti ve mitolojik tarihin önemli eserlerine ev sahipliği yapıyor olmasıyla bir kez gideni bir anda kendine bağlayıverir. Antik çağda insanlar Antiphellos adını vermişler Kaş'a. Aslında Kaş'ın bu adı almasında, komşusu olduğu diğer Lykia kentinin, Phellos'un etkisi de yüksek. Phellos, eski Yunanca'da 'kayalık yer' anlamına geliyor. Antiphellos ise; 'kayalık yerin karşısı'. Kasabanın Kaş adını almasındaki rolü bu kez Meis adası oynuyor. Kıyıdan Meis'i seyredenler onu insan gözüne benzetirlermiş. Adanın karşısına düşen, yarımada uzantısı ise sanki bu gözün üzerindeki kaş gibiymiş. İşte böylece Kaş'la göz birbirlerini tamamlamışlar. Antik çağda Lykia bölgesinin küçük ama çok önemli liman bölgesiymiş Kaş. Ayrıca Antalya'nın yer aldığı antik Pamphylia bölgesini, Phaselis ve Patara üzerinden antik Karia'nın önemli kentleri Stratonikeia ve Alabanda'ya bağlayan yolun üzerinde olduğu için de dönemin önemli merkezlerinden biri olmuş. Kaş bugün de aynı özelliğini koruyor aslında. Tarihi ve turistik pek çok beldenin tam arasında olan Kaş hem kendine has güzellikleri hem de Kekova, Demre, Kalkan, Patara, Saklıkent ve hatta Fethiye'ye olan yakınlığı ile de hareketli ve bol gezili bir tatil imkanı sağlıyor.


Antik Çağdan bugüne bir seyahat
Kaş, güneş ve deniz tatilinin yanı sıra tarihi zenginlikleriyle de konuklarının başını döndürüyor. Antik kentten günümüze ulaşan eserlerin başında, şehrin kuzeyinde bulunan kayalara oyulmuş mezarlar ile dört bir yana serpilmiş olan Lykia lahitleri geliyor. Bugün Uzunçarşı Caddesi'nde yer alan Kral Mezarı, gerçekten de eski günlerin görkemini yaşatmayı sürdüren en önemli lahitlerin başında geliyor. Antik dönemdeki ahşap evlerin taşa geçirilmiş birer kopyası olan Lykia lahitlerinin en tipik örneği ve antik kentin nekropolünden günümüze kalmış birkaç anıt mezardan biri bu. Hellenistik devirde kenti çevreleyen sur duvarlarının kalıntılarını görmek için Meis'e, adeta Kaş olan yarımada bölümüne gitmelisiniz. Yarımadanın başlangıcına yakın olan Antiphellos Tiyatrosu ise, 26 basamaklı oturma sıraları ve muhteşem taş işçiliği ile benzerlerinden çok daha büyük ve etkileyici. İsterseniz tiyatronun basamaklarına oturup antik çağın sesini dinleyerek oradan Meis'i seyredebilirsiniz.

Adanın neredeyse bir taş atımlık uzaklığı insanı hem şaşırtıyor hem de bu seyrin keyfini artırıyor. Başınızı tiyatronun bulunduğu tepenin biraz yukarısına çevirdiğinizde ise Dor Anıtı'nı göreceksiniz. Yekpare kayaya oyulmuş bu kare şeklindeki anıt, bir evi andıran cephesi ile antik dönemin görkemi kadar o dönemde ölülere verilen değeri de sergiliyor. Özellikle anıtın mezar odasını süsleyen, dans eden 24 kadın figürünün yer aldığı friz, dünyanın eşsiz örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Kaş, güneyin diğer turistik beldelerine pek benzemez. En kalabalık zamanlarında bile sakin ve huzurlu bir atmosfer yaratmayı başarır. Siz de bu dinginlikte kendinize döner, çılgın geceler ve güneşlenerek geçen günler yerine daha fazla doğayla buluşur, antik çağın içinde muhteşem bir seyahate çıkmış kadar mutlu olursunuz. Çünkü antik şehrin nekropolü, deniz kıyısından arkadaki tepelere kadar uzanır. Özellikle yamaçlarda, limanın doğusunda ve hatta denizin içinde bile Lykia lahitleri ile karşılaşacaksınız. Ayrıca kentin gerisindeki kayalıklara bakarsanız, kaya yüzeylerine oyulmuş, cepheleri tapınak şeklindeki mezarlar da sizi şaşırtacak kadar çok sayıdadır. Gerçekten de geçmişle bugün adeta iç içedir Kaş'ta. Antik bir tiyatroda geçmişi soluduktan sonra, yürüye yürüye kasabaya döner, bir anda rengarenk bir çarşının içinde kalabalıkla birlikte yeni günü yakalayabilirsiniz. Küçük restoranlardan birinde oturup taze balık, salata ve buz gibi bir bira ile Akdeniz'in lezzetine varmak ya da Mavi Bar'dan meydana yayılan rock müziğin içinde kaybolmak... Ya da kıyıya inip, balıkçı barınağındaki tekneler arasında bir başına aylaklık yapmak... İşte bunlar Kaş'ın en tipik özelliklerinin başında geliyor...


Likya döneminden kalan lahit Kaş'ın simgesi
Batık Kent'in büyülü güzelliği
Denizi uzun kumsallarla tanımlayanlar için Kaş, ilk başta küçük çapta bir hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü Kaş'ın hep alıştığımız gibi sapsarı kumlarla kaplı bir plajı yok. Aksine Kaş'ın sahil kesimi baştan sona kayalık. Bu kayalar üstüne yapılmış ahşap iskeleler de plaj görevi görüyor. Belirtmekte yarar var, buralarda deniz hakikaten fazlasıyla derin. Bu sahil kasabasının yüzmeye uygun iki tane koyu var; Büyükçakıl ve Küçükçakıl. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi iki plaj da çakıllarla kaplı. Aslında suyun üstü kadar altına da ilgi duyanlar, yani dalmayı sevenler için kayalık kıyılar pek makbuldür. Özellikle de Büyükçakıl'ın suyu aniden koyu laciverte çeviren, dalgıçların tabiriyle 'duvar' yapan kayalıkları deniz tutkunları için bir hazine değeri taşıyor. Üstelik balık bakımından da çok zengin burası. Mürenler, orfozlar üç beş metre aşağıda cirit atıyor. Derinlik tutkusuna bağlananlar için de eşi bulunmaz bir dalış cenneti Kaş. Fener Burnu'ndan daldığınızda bir Osmanlı batığının arasında bulursunuz kendinizi. Güvercinli Ada yakınındaki rifin derinliği 44 metreyi geçiyor, üstelik kocaman orfoz ve lagoslar da elinizin altında. Meis açıklarındaki Uçan Balık rifi ise, dünya çapında bir dalış noktası. Kaş'ta yapılacak en güzel şeylerden biri de sabah kıyıdaki, altı ve kenarları camla kaplı bir gezi teknesine atlamak ve Kaleköy'ü, Kekova'daki Batık Şehir'i ve Üçağız'ı gezmek olacaktır. Adı Aprillai olduğu bilinen bu batık kentin sular altında kalan surları, lahitleri, ev ve tapınak kalıntıları gerçekten de çok hüzün veriyor. Bu günü birlik turlar, çevredeki tarihi ve doğal güzellikleri kısa sürede gezmek için çok ideal. Önce Tersane Koyu'nda Bizans devrine ait bir manastırın kalıntılarını izler, mavi serin sularda yüzerek özgürlüğün tadını çıkarırsınız. Kekova kıyısında kaptan mutlaka hız keser ki, siz suyun altına gömülmüş sütunları, sütun başlarının duvar yıkıntılarını daha rahat izleyebilin diye. Sonra Kaleköy"e geçersiniz. Antik adı Simena olan Kaleköy, yamaçtaki küçücük evleri, ortaçağdan kalma kalesi, yarıya kadar sulara gömülmüş lahitleri ve bir sürü minik adasıyla hâlâ çok gizemli ve çarpıcı. Su altı gözlüğü ile dalış yapıp antik kentin sütunları arasında dolaşmak ya da köye çıkıp bir roman kahramanı ruhuyla Kekova'yı tepeden seyretmek... Artık seçim size kalmış. Ama oraya kadar gitmişken bu köyün kadınlarını da tanımak gerekiyor. Çünkü hepsi iyi birer denizci ve hatta kaptan. Köyde su olmadığı için sularını karşıdaki adadan tekne ve sandalla taşıyor hatta tek başlarına balığa bile çıkıyorlar. Kaleköy'den sonraki durak Üçağız Köyü yani antik adıyla Teimiussa. Çevresi zeytinlikler ve lahitlerle çevrili olan bu kentin sular altında kalmış rıhtımı da yine çok büyülü bir görüntü yaratıyor.

Akşam, Mavi Bar'dan yayılan müzikle iner Kaş'a. Barın ahşap sandalyeleri daha gün batımına yakın saatlerde dolmaya başlar. Rock müziğin temposuna sokağın tüm sesleri eşlik eder. Bademci, midyeci, kumpirci, çiçekçi... Kadehler kalkar, sohbetler koyulaşır, Meis'in ışıkları Kaş'a göz kırparken herkes kendi hayatına unutulmaz bir anı daha ekler...

İstanbul Modern Sanat Müzesi

Sonunda... İstanbul Modern




Bir hayalim ve ümidim var çok uzun senelerdir: Günün birinde modern sanat müzesi oluşturmak. Bir İstanbul Modern Sanat Müzesi kurulursa orada çalışmayı çok arzu ederim.'' Oya Eczacıbaşı'yla 2003 yılında yaptığım söyleşide (söyleşinin tamamı için www.thegate.com.tr/world_lifestyle_portrait4i tıklayın) böyle diyordu. Yıl 2005... Oya Eczacıbaşı en büyük arzusuna kavuştu. Eczacıbaşı'nın kurucu, Avea ve Hedef Alliance'ın ana sponsör olduğu İstanbul Modern'in Yönetim Kurulu Başkanı da Oya Eczacıbaşı. ''Çok uzun bir bekleyiş süreci ve ardından gelen oluşum süreci... İnsan şaşırıyor. Burası topluma ait bir yer. Gerçekleşmesinden dolayı çok mutluyum. İstanbul Modern'i gezen herkesin aynı şeyi söylemesi, müzedeki mağazadan alışveriş etmeleri ve buradan mutlu ayrılmaları beni de çok mutlu ediyor. Hayal ettiğimden daha iyi bir müze oldu. Çok memununum,'' diyor. Aralık ayında açılan İstanbul Modern Karaköy'deki 4 No'lu Antrepo'da yer alıyor. Bu adres ulaşım açısından son derece elverişli. Mimar Sinan Üniversitesi ve Tophane Kültür Merkezi ile güzel bir kültür üçgeni oluşturuyor.


Yaşayan bir müze
İstanbul Modern sadece müze değil, çeşitli eğitimlerin verildiği, Arthouse'da film izlenebilen ve muazzam manzarasıyla İstanbul Modern Café'de çok hoş vakit geçirilecek bir merkez aynı zamanda. Oya Eczacıbaşı İstanbul Modern'in özellikle eğitime çok önem verdiğini belirtiyor. İstanbul Modern salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri ilköğretim okullarına Eğitim Odası'nda çeşitli hizmetler veriyor. Bir ilginç hizmet daha var yine Eğitim Odası'nda: Hafta sonları 15 ailenin katıldığı 'Aile Programları'. Eğitim Odası Aliye Berger'in gravürleri ve Burhan Doğançay'ın (www.burhandogancay.org) yapıtlarından oluşan iki sergi ile hizmet veriyor.
İstanbul Modern'in birinci katında sürekli koleksiyon sergileri yer alıyor. Müzenin ilk kalıcı koleksiyon sergisi, 'Gözlem / Yorum / Çeşitlilik I' başlığını taşıyor. 1900-2000 yılları arası Türk sanatının temel eğilimlerinden bazılarını farklı bir sunumla izleyebilirsiniz bu koleksiyonda. Giriş katında yer alan süreli sergiler galerisi, modern sanatın dününü ve bugününü yansıtan sergilere ev sahipliği yapacak. İlk sergi İstanbul'u bir liman kenti olarak seyredebileceğiniz 'İstanbul Modern'e Doğru' başlığını taşıyor. İstanbul Modern fotoğraf ve video sanatına da yer veriyor elbette. 'Cumhuriyet Sonrası Türk Fotoğrafından Bir Seçki' 35 çağdaş fotoğrafçının çalışmalarını içeriyor. Müzenin önemli duraklarından biri de Modern Sanat Kütüphanesi. Halka açık kütüphanede Modern Türk sanatını içeren kaynaklar olacak.
Mart 2005'e dek Hoca Ali Rıza, Avni Lifij, Hikmet Onat, Sabri Berkel, İbrahim Çallı ve Zeki Faik İzer gibi Türk resminin ustalarının desenlerinden oluşan 'İstanbul' sergisini izlemek için bile İstanbul Modern'e gidilir. Sonra zaten müdavimi olursunuz. Son bir not: Deutsche Bank Koleksiyonu ve Berlin Guggenheim ile yapılan işbirliği, uluslararası seçkin eserlerin sergilenmesine de olanak sağlayacak.


* Müze salı-pazar 10.00-18.00, perşembe 10.00-20.000 arası açık. Tam bilet 5 YTL, indirimli 2 YTL.
* Her gün 11.00-13.00, 15.00-16.00 saatlerinde İngilizce ve Türkçe rehberli turlar var.
* 300 tabloluk Fikret Mualla sergisini mutlaka gezin.
* Adres: Meclis-i Mebusan Cad. Liman Sahası Antrepo No:4 Karaköy. Tel: 0212-334 73 00.
www.istanbulmodern.org

Hangi İlin Nesi Meşhur?

ADANA
Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Şalgam, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı

ADIYAMAN
Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı

AĞRI
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları

AFYON
Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları

AKSARAY
Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları , Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri

AMASYA
Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri

ANKARA
Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri

ANTALYA
Düden-Kurşunlu- Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş- Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağ ları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara- Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Fhaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri

ARDAHAN
Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü

ARTVİN
Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları

AYDIN
Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Milet- Didim-Priene Antik Kentleri ile Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı

BALIKESİR
Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas- Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk- Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası

BARTIN
Amasra Kalesi, İnkum Plajı, Bartın Çayı

BATMAN
Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi

BAYBURT
Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi

BOLU
Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük'ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Mengen'in Aşçıları, Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları

BURDUR
Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri

BURSA
Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü,Emsali zor bulunan IRGANDI köprü, Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbesi, Emirsultan türbesi,Molla Gürani Türbesi, Molla Fenari Türbesi, Karagöz ve Hacivat, Üftade Türbesi, Hisar ve Orta Pazar mahallelerindeki surlar ve Osmanlının Bursa ya ilk girdiği Kapı (Saltanat Kapı Yeni Yapılan Değil),Emsali zor bulunan IRGANDI köprü

BİLECİK
Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği

BİNGÖL
Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu

BİTLİS
Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Süphan Dağı, Adilcevaz Kalesi, İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Beş Minare ( Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri )

ÇANAKKALE
Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Höşmerim ( peynir tatlısı )

ÇANKIRI
Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Kayatuzu Üretimi

ÇORUM
Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi

DENİZLİ
Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu

DİYARBAKIR
Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, ( Küçeler ) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi

DÜZCE
Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakı llı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları

EDİRNE
Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Ayçiçeği-Pirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Uzunköprü.

ELAZIĞ
Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası,Hazarbaba Kayak Merkezi,Arap Baba Türbesi

ERZURUM
Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare ( Saat Kulesi ), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni, Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları

ERZİNCAN
Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü

ESKİŞEHİR
Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi

GAZİANTEP
Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış -Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı

GÜMÜŞHANE
Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri

GİRESUN
Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya

HAKKARİ
Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri

HATAY
Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları

IĞDIR
Pamuk Üretimi

ISPARTA
Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması,Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi

KAHRAMANMARAŞ
Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi, Tarhana,Sütçü İmamı

KARABÜK
Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası

KARAMAN
Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması

KARS
Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri

KASTAMONU
Cehennem Deresi Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kır Pidesi, Kürenin bakırı

KAYSERİ
Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi

KIRIKKALE
Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi

KIRKLARELİ
Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada- Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri

KIRŞEHİR
Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri

KOCAELİ ( İZMİT )
Pişmaniye, Değirmendere Fındığı, Hannibal'ın Mezarı, Petrokimya ve Otomotiv Sanayi, Osman Hamdi Bey Müzesi, Eski Hisar Kalesi, Saat Kulesi, Hereke Halısı, Kandıra Yoğurdu, Abdülazizin Av Köşkü, Kaiser Wilhelm Köşkü, Ballıkayalar Vadisi ve Beşkayalar Tabiat Parkları, Darıca Kuş Cenneti, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi,Yarı mca Kirazı

KONYA
Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları

KİLİS
Kilis Yorganları

KÜTAHYA
Porselen ve Çini İmalatı, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi, Aizanoi Antik Kenti, Tunçbilek-Seyitö mer Linyitleri, Tavşanlı Leblebisi, Simav ve Gördes Halıları


MANİSA
Sard Antik Kenti, Mesir Macunu, Spil Dağı Milli Parkı, Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma'nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri, Vestel Fabrikaları

MARDİN
Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi

MERSİN ( İÇEL )
Kız Kalesi, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, Anamur Muzu, Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi, Çamlıyayla ( Namrun )

MUĞLA
Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek Gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi, Beyaz Bodrum Evleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Saklıkent Kanyonu, Ölü Deniz, Çamur Banyosu, İztuzu Plajı, Sedir Adası, Knidos-Letoon- Kaunos-Labranda- Keramos Antik Kentleri, Milas Halıları, Halikarnas Balıkçısı, Marmaris Çam Balı, Sığla Ağacı ve Yağı

MUŞ
Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü

NEVŞEHİR
Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos'un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi, Kozaklı Kaplıcaları, Ortahisar ve Uçhisar Kaya Oyması Kaleleri, Tarihi Mustafapaşa Evleri,Zelve

NİĞDE
Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye'nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan Kaplıcaları

ORDU
Türkiye'nin Fındık ve Bal Deposu, Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu ve Kilisesi, Keyfalan Yaylası

OSMANİYE
Toprakkale Kalesi, Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri, Zorkun Yaylası, Haruniye Kaplıcası, Yerfıstığı Üretimi

RİZE
Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi

SAKARYA
Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri, Patates ve Soğan Üretimi

SAMSUN
Tütün Üretimi, Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi,Vezirkö prü İlçesinin Semaveri

SİNOP
Sinop Kalesi, Boyabat Pirinci, İnceburun ( Türkiye'nin En Kuzey Noktası ), Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası, Akgöl, Sinop Hapishanesi, Keten Üretimi

SİVAS
Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği'nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi ( Gemerek ),Tödürge Gölü ( Zara )

SİİRT
Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi

TEKİRDAĞ
Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi, Rakoçzi Müzesi, Rüstempaşa Camii

TOKAT
Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası, Topçam Yaylası, Zinav Gölü, Gök Medrese, Tokat Çemeni, Sulu Saray ( Sebastapolis ) Tokat Kebabı, Yazma Üretimi

TRABZON
Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı, Kadırga Yaylası, Trabzon Bileziği, Akçaabat Köftesi, Boztepe, Beton Helva ve Vakfıkebir Odun Ekmeği, Ayasofya Müzesi, Horon, Kisarna ( Bengisu ) Madensuyu, Sultan Murat Yaylası, Kızlar Manastırı, Trabzonspor

TUNCELİ
Munzur Vadisi Milli Parkı, Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri, Tek dişli Munzur Sarımsağı

UŞAK
Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye'deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları

VAN
Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

YALOVA
Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi

YOZGAT
Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları,Arabaşı ,Testi ve Tandır Kebabı, Madımak, Çeşka Kalesi, Türkiyenin İlk Dünyanın 3. Milli Parkı Çamlık

İSTANBUL
Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane - Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi

İZMİR
İzmir Saat Kulesi, Kadife Kale, Meryem Ana Evi, Kültürpark, Efes-Bergama Antik Kentleri, Balçova Kaplıcaları, Kemeraltı Çarşısı, Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, Çeşme Kalesi, Kordon Boyu, Asansör, Kızlar Ağası Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri

ZONGULDAK
Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları

ŞANLIURFA
Urfa Kalesi, Urfa Sıra Geceleri, Halil-ül Rahman Gölü ( Balıklı Göl ), Harran Harabeleri, Ceylanpınar Üretme Çiftliği, Çiğ Köftesi, Kelaynak Kuşları, Halfeti Evleri, Pamuk Üretimi, Hz.Eyüp Mağarası, Şuayip Şehri ve Mağarası

ŞIRNAK
Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbesi

28 Ocak 2008 Pazartesi

Dolmabahçe Sarayı

Son ihtişam


İstanbul'un kalbi olarak da nitelenen Taksim'den aşağı doğru indiğinizde nefis bir manzarayla karşılaşırsınız. İstanbul'un birçok caddesinde de vardır bu olanak çünkü sokak ve caddelerin çoğu Boğaz'a çıkar. Taksim'den aşağı doğru inen bu caddenin çok da güzel bir adı vardır; Gümüşsuyu. Kıvrılarak aşağı doğru iner ve Dolmabahçe Sarayı, yanında Saat Kulesi ve cami görünür. Biraz indikten sonra sağ tarafa bakarsanız, Topkapı Sarayı'nı da görebilirsiniz. Bu iki saray, çok uzun bir tarihin de tanığıdır.

Kırmızı Salon
Sarayın en görkemli mekanı, Muayede Salonu, yani padişahın büyük törenler ve ziyafetler için kullandığı salon, Aya Sofya'nın yapısını ve görkemini andırıyor. 36 metre yüksekliğinde ve 2000 metrekarelik bir alana yayılmış salonda 56 sütun bulunuyor. Bu salonun en önemli özelliklerinden bir tanesi dev yekpare halısıysa, diğeri de 4,5 tonluk, İngiliz yapımı muhteşem avizesi. Bu en büyük salonun dışında bir de Pembe ve Mavi Salon var. Her üç salonda da yürürken, eğer ortam çok kalabalık değilse ve sessizlik varsa, çok hoş bir ses gelir kulağınıza. Dev salonların kubbesinde hafif yankılar halinde zil sesini andıran sesler duyarsınız. Köşelere yerleştirilmiş dev kristal abajurların birbirine çarpan çubukları vücudunuzun esintisini ve ayağınızın titreşimini alır, bambaşka bir ses olarak yansıtır kubbeye.

Kristal merdiven, Süfera Salonu ve padişahın huzuruna çıkılan Kırmızı salon, imparatorluğun tarihsel görkemini vurgulayacak şekilde süslenmiş ve döşenmiş. Harem ise, eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da ayrı bir bölüm olarak kurulmuş. Yine de Topkapı Sarayı'nın tersine, saraydan ayrı tutulmuş bir yapı olarak değil, bütünün içine yerleştirilmiş özel yaşama alanı olarak kurulmuş. 'Değerli Eşyalar Sergi Salonu'nda ise som altın ve som gümüşten yapılmış muhteşem objeler görmeniz mümkün. Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı olan saray, 1999 yılından bu yana son derece özenli bir biçimde ve bilimsel yöntemlerle restore ediliyor.


Dört mevsim bir arada
Atatürk, ancak 1927 yılında Dolmabahçe Sarayı'na gelmiştir. Cumhuriyet'in kurulmasının üzerinden çok fazla zaman geçmediği ve başkent de Ankara olduğu için, Atatürk'ün İstanbul'da bulunduğu dönemlerde yabancı devlet adamlarını ağırlayabileceği tek uygun mekan burasıydı. Dil ve Tarih Kongresi ve Tarih Sergisi gibi demokratik kültür hareketleri de yine bu sarayda yapılmış. Atatürk'ün bu sarayı çok da sevmediği, kalmaktan çok fazla hazzetmediği biliniyor ancak özellikle hastalığının son dönemlerinde burada kalmış. Sarayda, kendisini yormasını engelleyecek birtakım değişiklikler de yapılmış. 1938 yılındaki ölümüne kadar geçen süre içinde yattığı yatağı ve çok sevdiği söylenen, dört mevsimin bir arada göründüğü tablo da burada. Atatürk'ün ölümünden sonra, sarayın tarih sahnesindeki rolü tamamlanmış oldu.

İzmir'in En güzel Manzaraları

İzmir Bir Başkadır...Birbirinden güzel İzmir manzaraları...










Çırağan Sarayı



Çırağan Sarayı, İstanbul’un Beşiktaş ilçesindeki Çırağan Caddesi üzerinde bulunan tarihi saraydır. Eski Osmanlı Sultanları’nın Sarayı olan mekan tarihin ihtişamı ile modern teknolojinin birleşmesinin en güzel örneğidir. Hikayesi Sultan II. Mahmut ile başlayan, Sultan Abdülmecid tarafından tekrar inşa ettirilen, 1910’da çıkan yangınla tarihe karışan saray, yıllar boyunca Osmanlı sultan ve sadrazamlarına ev sahipliği yapmıştır.
Haliç ve Boğaziçinin en güzel yerleri sultanlar ve önemli kişilere saray ve köşkleri için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir çoğu yok olmuştur. Büyük bir saray olan Çırağan’da 1910 yılında sebebi tam olarak bilinmeyen bir yangın ortaya çıkmıştır. Önceki bir ahşap sarayın yerinde 1871 yIında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimar Serkis Balyan’a yaptırılmıştı. Dört yılda dört milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Taş işçiliğinin üstün örnekleri sütunları, zengin döşenmiş mekanlar tamamlardı. Odalar nadide halılarla, mobilyalar altın yaldızlar ve sedef kalem işleri ile süslüydü. Boğaziçi’nin diğer sarayları gibi Çırağan da birçok önemli toplantıya mekan olmuştu. Renkli mermerle süslenmiş cepheleri, abidevi kapıları vardı ve arka sırtlardaki Yıldız Sarayına bir köPage Rankingü ile bağlanmıştı. Cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi.
Yıllar boyu harabe halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda yeniden ihya olmuş, yanına ilave edilen eklentiler ile 5 yıldızlı, güzel bir otele dönüştürülmüştür. 1987 yılında, otel olarak kullanılmak amacıyla yabancı bir şirket tarafından restorasyonuna başlanır. Ayrıca sarayın bahçesine de modern bloklar oturtulur. 1992 yılında hizmete açılan saray , halen bu işlevine devam etmektedir. Bahçesinde süs havuzu, iskele ve helikopter pisti bulunmaktadır. Günümüzde birçok sosyal aktiviteye ev sahipliği yapmaktadır. Günümüzde İstanbul’un en ihtişamlı sosyal organizasyonlarına ve düğünlerine imza atmaktadır.

Kız Kulesi | İstanbul


İstanbul’un ve Üsküdar’ın sembolü haline gelen Kız Kulesi; yalnızlığın, aşkın ve ulaşılmazlığın da sembolü olmuştur. Kule için onlarca şiir yazılmış, yüzlerce resim yapılmış ve binlerce fotoğraf çekilmiştir. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına ve yapayalnızdır. Kız Kulesi, Asya ile Avrupa’nın keşiştiği bir noktada yer alır. Boğazın ortasına bir taş tümseğe oturtulmuş bir kuledir. İki kıta arasındaki konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar konumundadır.


Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur. Tarihi yarımadayi Üsküdar kıyılarından seyretmeyi sevenler, İstanbul panoramasının Kız Kulesi’yle nasıl bir renk ve canlılık kazandığını bilirler. Tarihin eski dönemlerinden beri bilinen bir mevki olan Kız Kulesi, sadece estetik zerafetiyle değil, efsaneleri ve anılarıyla da İstanbul’u zenginleştiriyor.
Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, ziyarteçilerini lezzetli yemekler ve içeceklerKız Kulesin’de; kahvaltı, Fast Food tarzı yiyeceklerin yanı sıra asma katta belirli saatlerde yemek servisi alabiliyorsunuz. Kız Kulesi’ne ulaşım Salacak ve Ortaköy’den sandallarla yapılmaktadır.

Fiyat ve rezarvasyon gibi detayları http://www.kizkulesi.com.tr adresindeki telefonlardan ulaşabilirsiniz...
eşliğinde zaman geçirebileceği bir mekân haline dönüştürülmüştür.

KUŞBAKIŞI İSTANBUL




Denizler ve karalar dantel gibi işlenmiş İstanbul coğrafyasını 4 bölüme ayırmıştır. Halic'in kıyılarında Eski İstanbul ve Galata, Boğazın iki yakasında, eskiden her biri ayrı köyler olan, artık birleşmiş yerleşim alanları yer alırlar. Dünyanın en küçük denizi olan Marmara Denizi kıyıları boyunca uzanan meskun yerler, şehrin ulaştığı boyutların büyüklüğünü gösterir.
Eski Şehir 22 km surların çevrelediği üçgen bir yarımadanın 7 tepesi üzerine yayılmıştır. Burası Byzantion, Yeni veya İkinci Roma, Konstantinopolis veya Polis adları ile anılmış tarihi yerleşimdir. Marmara ve Haliç surları zaman içinde, kısmen yok olmuş, kara tarafı esas surlar ise nispeten korunarak günümüze gelebilmiştir. Üçgen yarımadanın geniş batı kenarı kara surları, iki yanı deniz surları, uç doğu noktası da Topkapı Sarayı sahilleridir. Burası 7 tepenin en geniş ve uzun olanı, ilkidir. Saray şehir içinde şehir gibi, surla çevrili, muazzam bir kompleks yapı olup zengin, çok önemli eserlerin sergilendiği bir müzedir. Festival günlerinin eşsiz mekanı Aya İrini ve benzerleri arasında önemli ve tek olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri sarayın ilk avlusunda yer alırlar. Dünyanın 8. Harikalarından Aya Sofya Müzesi, güzelliği şöhreti kadar etkili Sultan Ahmet Camii, Roma Hipodromu, Yerebatan Sarayı Sarnıcı birinci tepenin düzlüğünde bulunurlar. İkinci tepe en eski, en büyük "Kapalı Çarşı" nın mekanıdır, Nuruosmaniye Camii, şehrin Roma başkenti olması armağanı Çemberlitaş sütunu buradadır. Üçüncü tepede Süleymaniye, dördüncü de Fatih camileri yükselirken, iki tepe arasında Roma devri su kemeri uzanır. Şehzade Camii ve İstanbul Belediyesi de burada bulunur. Eskiden şehrin su ihtiyacını karşılayan devasa Roma devri açık sarnıçları daha yüksekteki diğer tepelerdedir. Sultan Selim camii beşinci, Kariye Müzesi de altıncı tepenin yamacında yer alır. Bu tepelerin sırtlarından geçen, Aya Sofya meydanından başlayıp, kollara ayrılarak sur kapılarına ulaşan yollar, Roma güzergahlarını takip ederler. Batıda sınır çizen, üç sıra tahkimli kara surları, Roma askeri mimarisinin en görkemli örneğidir. Surlar kuzeyde, Eyüp'te Halice ulaşır. Semte adını veren Eyüp Sultan camii, şehirde ilk inşa edilen cami olarak bilinir.
Haliç 8 km uzunluğunda dar, boynuz gibi kıvrık bir körfezdir. İstanbul'un benzersiz ve şahane silueti en güzel şekilde denizden, Asya kıyılarından ve Haliç girişinden hareket eden vapurlardan seyredilebilir. Temizlenme özlemi giderilmiş, balıkları geri dönmüş ve etrafını saran park ve bahçeleri seyretmekte, kalan tersanenin sularından götürülmesini beklemektedir. Ortodoks Patrikhanesi ve küçük, şirin Bulgar Kilisesi bu civara yerleştirilen eski Galata köPage Rankingüsü ile karşı sahile bağlanmışlardır. Burada yer alan Koç ailesinin enteresan yeni müzesi değişik objeler sergilemektedir. Haliç 2003 yılında açılan Türkiye’nin harika eserlerinin maketler parkı mini dünyalar ile yeni bir seyir mahalli kazanmıştır.
Galata bölgesi ve uzantısı Pera eski şehirden farklı görünümlere sahiptir. Sembolü Galata kulesi olan bu semt yokuşlu sokaklarla yukarı sırtlara, Beyoğlu'na yol verirken, yapıldığı devrin özelliklerini koruyan, 100 yıl evvelki Avrupa tesirli mimari mirasını, dış görüntü ile yaşamaktadır. Avrupa'nın ikici eski metrosu Tünel halen "en kısa" olan unvanını korumaktadır. Tünelin üst ucu İstiklal Caddesinin başlangıcıdır. Eski tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık cadde, Cumhuriyet devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrilidir. Divan Edebiyatı müzesi Tünel de, Mevlevi Tekkesi (18 yy).olan güzel bir yapıdadır. Cadde yarılarında meşhur Galatasaray Lisesi, karşı sırada da Çiçek Pasajı renkli, otantik restoranları, balık ve meyve pazarı bulunur. Sinemalar, tiyatro, kafe, lokanta ve eğlence yerleri ile yan, yana sıralanarak Taksim meydanına ulaşan cadde eski parlak, hareketli, daima kalabalık gün ve gecelerinin özlemine yeniden kavuşmuştur. Türk Kurtuluş Savaşını, Atatürk ve arkadaşlarını sembolize eden, göz okşayan abide Taksim meydanını süslemektedir. Yeni metronun ana terminali meydanın altında, Atatürk Kültür Merkezi de kuzeyde yer almaktadır.

5 yıldızlı Hyatt ve Intercontinental otelleri Taksim parkındadır, İstanbul Hilton Oteli de buradadır; sınıfında Türkiye'de yapılan ilk otel olan Hilton (1955) halen en meşhur ve en iyi olma özelliğini korumaktadır. Radyo Evi, türünün en zenginlerinden olan İstanbul Askeri Müzesi, Lütfü Kırdar Kongre Sarayı, Açık Hava Tiyatrosu da bu civardadır. Kuzeye doğru, küçük butiklerin sıralandığı, resim ve sanat galerinin yaygın bulunduğu, daima hareketli Nişantaşı ve Şişli kesimleri yer alır. Daha da kuzeyde, Etilerde Ak Merkez alışveriş merkezi yeni ve büyük boyutlarda imkanlar sunmaktadır. Bu civara inşa edilen yüksek binalar şehrin manzarasına değişiklik kazandırmıştır.

Yenilenen Galata KöPage Rankingüsü üzerinden Sanat Tarihi'nin en güzel abidevi eseri olan Süleymaniye Camisi'nin muhteşem ve görkemli görüntüsünün seyri doyumsuzdur. Valide Camii ve Mısır Çarşısı köPage Rankingünün karşısına yerleşmiştir. Başlangıçta baharatçı esnafı için tesis edilen çarşı, 100 dükkanı ile şehrin ikinci büyük ve hareketli mahallidir. Orijinal dükkanlar yanında çeşitli mallar ve kuru yemiş satanlar, dışarıda da balıkçılar ve meyveciler, çiçekçiler sıralıdır. KöPage Rankingü yanındaki iskelelerden karşı, Asya kıyılarına, Üsküdar ve Kadıköy'e, Boğaziçi'ne veya Adalara düzenli vapur seferleri yapılır. Kayıklarda satılan balık-ekmek ve soğan piyasası her zaman müşteri bula gelmiştir. Eski şaşalı Orient Ekspresi günlerinin hayali ile yaşayan Sirkeci tren istasyonu ilginç mimarisi ile Sirkeci meydanını süslerken, sahildeki Sepetçiler Kasrı Uluslararası basın mensuplarına hizmet vermektedir. İstasyon önünden tepeye tırmanan ünlü Bab-ı Ali yokuşu İstanbul Valiliğine giden tarihi bir caddedir.
Tophane ile Galata KöPage Rankingüsü arasında uzanan rıhtım yalnız turist gemilerine tahsis edilmiştir. Nisan ayında başlayan seferler ile Ekim sonuna kadar süren sezonda şehre milyonlarca gezgin gelir. Tophane binası şehrin sanat hayatına hizmet veren bir galeri olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu semtin ilerisinde Dolmabahçe Sarayı ve Camisi Boğaziçi kıyısını birer mücevher kutusu gibi süslerler. Sarayın arkasında, yamaçta 5 yıldızlı Swiss otel yükselir. Buradan karşı kıyıdaki Üsküdar ve Çamlıca tepelerinin ve batıda Topkapı Sarayı ile Aya Sofya'nın güzellikleri görünür.
Boğaziçi , Kara Denize doğru nehir gibi kıvrıla, kıvrıla uzanırken, 30 km boyu ancak uçaktan seyredilebilir; kıyılarından ise her burunu dönünce değişen, göl manzaralarına sahiptir. Sahiller; saraylar, camiler ve yalılar ile süslü yamaçlar ve tepeler, denizin rengine yansıyan yeşilliklerle kaplıdır. Eski Hisarlar ve modern 2 asma köPage Rankingü tabiatın bu güzelliğine şahitlik ederler. Beyaz martılar, beyaz vapurları takip eder. Yatlar, gemiler lacivert sularda süzülürken, bir burunun ötesinden, kara hayaletler gibi görünen dev tankerlerden biri, Karadeniz'den getirdiği tehlike dolu petrol yükü ile bu, dünyada bir benzeri daha olmayan güzel su yolunu, boru hattı gibi, ancak tehditler saçarak, aşmaya çabalayabilir. Geceleri suları pırıltılar ile oynaşan Boğaziçi'nin kuzey kesimleri yerleşime açık olmayıp, yeşilliklerle sarılıdır.
Üsküdar Asya dan gelen yolların son durağı olarak gelişmiş tarihi bir semttir. Avrupa'ya en kısa geçiş noktası Üsküdar, güzel camilerle bezelidir. Çamlıca tepelerine giden sırtlar selvi ağaçları ile kaplı, eski-yeni mezarlıklarla dolu; Büyük Çamlıca Tepesi, park içinde manzara seyir noktası olarak bütün şehire hakim bir mesire yeridir. Sahilde uzanan yoldan güzel Kız Kulesi ve İstanbul yarımadası eserleri, bütün haşmetleri ile seyredilerek Kadıköy'e varılır. Şehrin en büyük eski binası Selimiye Kışlası veya Batıda bilinen adı ile Florence Nightingale Hastanesi, Haydarpaşa Lisesi iken üniversiteye bırakılan güzel yapı ve Prusya mimari üslubundaki Haydarpaşa Tren Garı bu bölgenin karakteristik yapılarıdır. Kıyı boyu şehrin ticari liman tesisleri uzanır.

Kadıköy, efsanelerde civardaki ilk yerleşim yeri olarak anılır. Tipik çarşısı, güzel Moda koyu, Fenerbahçe parkı ve marinaları, modern Bağdat caddesi ile meşhur, asude, bir semttir. Bir kötü kader gibi, burası da müthiş imar faaliyetleri sonunda eski şahane, bahçeli köşk ve konaklarının pek çoğuna artık sahip değildir. Merkezde ve civarda yeni yapılan alışveriş galerileri şehirin en modern ve büyükleridirler.
Adalar İstanbul'un sayfiyesi olma özelliğini titizlikle koruyan yerlerin ilk sırasında yer alırlar. Adalara ulaşım deniz otobüsleri ile süratlenmiş ise de oradaki tek vasıta faytonlardır. Yazlık evler, bakımlı güzel bahçeler iskelelere yakın yerlerdedir. Baharlarda ve yaz boyu gezilmesi moda olan, çamlıklarla örtülü adalar kış mevsimi ıssızlaşırlar. Her mevsimi ayrı güzelliktedir. Adalar hafta sonları pikniği ve yüzmek için halkın ve yatçıların rağbet ettiği yerlerdir.

25 Ocak 2008 Cuma

Nemrut Dağı

Adıyaman ili, Kahta ilçesi sınırları içerisinde yer alan Ankar dağları yakınında 2.150 metre yüksekliğinde bir dağdır. Adıyaman’a 43 km uzaklıktadır.

Nemrut Dağı doruğundaki kalıntıları yerleşme yeri olmayıp Antiochos’un Tümülüsü ve kutsal alanlardır. Tümülüs, 2150 metre yüksekliğinde, Fırat Nehri geçitlerine ve ovalarına hakim tepe üzerinde bulunmaktadır. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin anakayaya oyulmuş odaya konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki tümülüs ile örtüldüğü düşünülmektedir. Girişi kuzeyden olup doğuda ve batıda dini törenlerin yapıldığı teras şeklindeki avlular yer almaktadır.

Her iki terasta da aslan ve kartal heykelleri arasında yüksekliği 7 metreye ulaşan oturur vaziyette dev heykeller sıralanır, bunlar yazıtları ve kabartmaları olan ortostad (dik olarak konulan büyük taş bloklar)’la çevrilmiştir. Eski Kahta Köyü yakınında Kommagene’nın başşehri Arsameia yer alır. Burada, Mithridates’in kutsal alanı bulunmaktadır. (kaynak:www.e-gezi.net)

Urla

Doğa ve tarihin kucaklaştığı Urla’da yapılan arkeolojik araştırmalarda İskele Mahallesi’ndeki Limantepe Höyüğü’nün M.Ö. 6000 yıla tarihlenen bir merkez olduğu ortaya çıkarılmıştır. Buluntuların en önemlilerinden birisi de Liman olup, tarihte bilinen en eski limandır. Antik Klazomenai Kenti liman bölgesinde yer alır. Kent, Antikçağ’da özellikle zeytinyağı üretimiyle önemli bir ticaret merkezi olmuştur.

Urla kıyıları ve önündeki 12 ada ile İzmir Körfezi, en güzel şekilde Urla’nın Güvendik sırtlarından seyredilmektedir. Urla köyleri denildiğinde; tiyatrosu ve seraları ile ünlü Bademler Köyü, iç kısımda kalmasına karşın önemli ölçüde turist çekmeyi başaran Barbaros Köyü, kıyıdaki Özbek ve Balıklıova, Gülbahçe köyleri ilk akla gelenlerdir.

Antik Kent KEMER!

KEMER : Kemer İlçesi’nin ildeki bilgi ve itibarıyla, bilinen tarihinin M.Ö.690 Yılına kadar uzandığı ve günümüze kadar varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
Kemer’ de bilinene ilk yerleşim yerinin İlçenin Batısında 15 Km mesafede bulunan Phaselis Antik Şehridir. Şehrin M.Ö.690 yılında 1. Okios tarafından kurulduğu bilinmektedir. Kemerin en eski bilinen tarihi başlangıcı Phaselis Şehri’nin varlığı ile anlaşılmaktadır. Phaselis Antik şehri sürekli el değiştirmekle birlikte, bir çok önemli tarihi yapıları bünyesinde barındıran ve günümüze kadar gelebilen önemli bir ticaret ve liman kenti görünümündedir.

Olimpos (Çıralı, Yanartaş) Antik şehri bir vadinin iki yanında Helemistik devirde ve M.Ö. 2. yüzyılda kurulduğu anlaşılmaktadır. M.Ö.78. yılında şehir Romalıların eline geçmiştir. Şehrin kurulduğu toprak yapısında metan gazı çıkmakta olduğu için yanıcı özelliğiyle günümüze kadar gelmiştir.Kuzdere-Gedelme Mahallesi içerisinde Romalılar döneminde kurulduğu sanılan tarihi şehir kalıntıları mevcuttur.

Kemer (İdropolis) İlçe Merkezi itibarıyla Antik kentinin Kemer Dağı’nın güneydoğu sahilinde Anavura Burnu’nun (Ayışığı Parkı) bulunduğu koyda M.S.3. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Şehir M.S. 4-7 yüzyılları arasında gelişimini sürdürmüştür. Gemicilik ticareti bakımından önemli bir Likya liman şehri olduğu bilinmektedir. Şehir 12. yüzyılda Selçuklu’lar ile Türklerin egemenliğine geçmiştir.

Kemer’ in Türklerin eline geçmesi ile 1326 yılında dağlardan düzlüğe inen Yörükler şehri yeniden kurmuşlardır. Osmanlı döneminde yörede yaşayan halk, 1916-1917 yıllarında sel sularından korunmak için Kuzeydeki dağların eteğine 23 Km uzunluğunda taş duvar örmüşlerdir. Bu duvar kemer görüntüsü verdiğinden Eskiköy diye bilinen şehir Kemer Köyü adını almıştır. Kemer 28 Mart 1919 yılında İtalyan işgaline uğramış ve bu durum Cumhuriyetin kuruluşu ile sona ermiştir.

Kemer, Cumhuriyet Dönemi içerisinde köy konumundan çıkıp, Nahiye (Kasaba) idaresine geçmiştir. 1980 yılların başında nahiye idaresinin sona ermesi ile birlikte, bir süre muhtarlıkla idare edilen Kemer, 06 Haziran 1986 yılında Belediye idaresi kurulmuştur. Kemer 13 Eylül 1991 tarihinden itibaren İlçe statüsü kazanmış ve mevcut konumunu sürdürmektedir.
GEZİLECEK YERLER

Kemer’in başta gelen çekiciliklerinden birisi doğa güzelliğidir. Deniz, orman ve dağlar bir noktada birleşmektedir. Örneğin deniz dalgalarının çam ağaçlarına kadar uzanması ve çam ağaçlarının plajlarda gölgelik olarak kullanılması oldukça cazip gelmektedir. Denizin berraklığı, ormanın yeşilliği Kemer’de bir başka güzelliktir.

Yakınında Faselis, Olympos gibi antik bölgelerin de bulunması bir başka çekiciliktir. Kemer’den Faselis ve Olimpos’a denizden ve karadan ulaşmak mümkündür. Son yıllarda Söğüt Cuması, Altınyaka Dere Köyü gibi yüksek yerlere safari turları da çevre çekicilikleri arasında yer almaktadır.

Ayrıca yöredeki diğer çekicilikler ide mağaralarıdır. Bu mağaralardan Beldibi mağarası Antalya’nın 27 km. güneybatısında deniz kenarındadır. Tarih öncesi çağlara ait kalıntılar bulunmuştur. Bir diğer görülmeye değer mağara ise Molla Deliği mağarası olup, Kemer’in batısında yükselen Tahtalı Dağ’ın doğu yamacında yer alır. Bu mağaraya Kemer-Kumluca karayolu üzerinde bulunan Aşağı kuzeydere veya Tekirova köylerinden ancak yaya olarak gidilebilir. Her iki köyden de 3.5-4 saat yürümek gerekmektedir.

Antik Kentler

Phaselis: Antalya - Finike karayolunun 58 km.’sinde bulunmaktadır. Kemer’e 15 km. olan Phaselis kentine deniz yoluyla da ulaşmak mümkündür.

Lykia’nın doğu kıyısı şehirlerinden olan Phaselis’in M.Ö. VI. yüzyıla ait ilk Helenistik çağın ticaret limanlarından biri olduğu sanılmaktadır. Romalılar döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Üç limandan oluşan Phaselis’in doğusundaki limanın kalın duvarları halen çok iyi durumdadır. Ön ve batı kısmı kumlar altında kalan batı limanı ise denize girmek için çok uygundur.

Phaselis’de bu gün toprak üstünde bulunan kalıntıların büyük bir bölümü Roma devrinden kalmıştır. Bu kalıntılar; liman, kale duvarları, Zeus Mabedi, Kral Antonius Caravella yolu, ayrıca yirmi sıralı tiyatro kalıntıları bulunmaktadır. Yarımadanın boyun kısmını kapsayan cadde muhteşemdir. Güney limandan başlayıp şehir kapısına kadar uzanır. Bu caddenin genişliği ve kısalığı yüzünden, zaman zaman stadyum olarak da kullanıldığı sanılmaktadır. Çünkü tarih Phaselis’de iki önemli atletizm karşılaşmasının yapıldığı yazar.

Agoranın yanında iki tapınak bulunmaktadır. Bir tanesi Phaselis için çok önemli bir tanrı olan ‘athena polias’ adına yapılmıştır. Diğeri ise ‘heista’ ve ‘Hermes’ içindir. Bu tapınaklardan Athena’da Homer ‘in mitolojik kahramanı Acchileus’un bronzdan; yapılmış mızrağı bulunmaktaydı. Caddenin kenarlarında bina harabelerine, bir kilise ile bu harabelerin arasında piskopos evlerine rastlanmaktadır.

Şehrin su ihtiyacını karşılayan su kemerleri Roma stili inşaa edilmiş olup hala çok iyi bir durumdadır.

Phaselis’de çıkan bazı tarihi eserlerin bulunduğu bir de müze mevcuttur. Ayrıca burası tarihi zenginliğinin yanı sıra sığ bir koy, ince kum ve ormanı, dağ, deniz birleşmesinden oluşan ideal bir ören ve plaj yeri olarak da dikkati çekmektedir.

Olympos: Antik Likya’nın en önemli liman kentlerinden olan Olympos, tarih boyunca mitolojiyeye konulmuştur. Konumunun elverişliliği nedeniyle korsanların barınağı olan Olympos, bugün sahip olduğu tarihsel değerleri, 3200 m’lik muhteşem sahili, endemik bitkileri, Caretta caretta’ları Khimaira’sı, tüm sportif etkinliklere olanak veren muhteşem doğası ve pansiyon olarak kullanılan meşhur ağaç evleri ile tüm dünyaca bilinmektedir.

Sportif Etkinlikler

Jeep Safari: Kemer’den Toroslar’a günübirlik cip safari turları, bu konuda uzmanlaşmış acenteler tarafından organize edilmektedir.

Bisiklet Turları: Seyahat acentaları kemer çevresindeki parkurlarda bisiklet turları organize etmektedir.

Binicilik: Kemer ve çevresindeki konaklama tesislerinde bulunan çiftliklerde gerekirse binicilik hocaları ile binicilik imkanı bulunmaktadır.

Yatcılık: Kemer Yat Limanı yatçılara kaliteli hizmet sunmaktadır. Kemer çıkışlı mavi turlar Kemer-Kaş arasındaki koylar ve limanlar, antik yerleşimler ve doğal güzellikleri görme imkanı vermektedir.

Fethiye


Marmaris ülkemizin en güzel tatil yörelerinden biridir. Marmaris yeşilin ve mavinin tüm tonlarını yılın on iki ayında görebileceğiniz cennet bir köşedir. Marmaris doğal güzellikleri, mavi tur olanakları, modern yat limanları ve körfezin her türlü su sporlarına olanak tanıması beş yıldızlı otellerinden başlıyarak en mutevazi pansiyonuna kadar tüm turistlerin gönüllerince tatillerini geçirebilecekleri cennet bir ilçedir. Marmaris Akdeniz iklimine sahip oluşu nedeni ile kışın bile denize girme imkaný sağlarken, etrafını çepeçevre saran yüksek dağlar ile çam ormanları ve geniş yapraklı çınar ağaçları Marmaris’in yeşil dokusunu oluşturmaktadır. Akdeniz iklimi etkisi altında bulunan Marmaris’te yazları sıcak ve kurak, kışları ise yağışlı geçmektedir. Uluslararası marmaris yat yarışlarını yörenin belli başlı etkinlikleri arasındadır. Bir tatil cenneti olan Dalaman ise sadece bir buçuk saat uzaklıkta olup hava ulaşımı bakımından Marmaris’e en yakın olan havaalanı konumundadır. Marmaris’e gelenler için yatlarla mavi tura katılmadan, Marmaris’in eşsiz güzellikteki beldelerinden, Turuncu, Cennet Ada’yı, Bozburun’u, Turgut şelalesini, Yalancı boğazı, Günnüceği ziyaret etmeden, Marmaris müzesini görmeden, Marmaris tarhanası, Şura dondurmasını yemeden ve sayısız antik kentlerini ziyaret etmeden dönülmemesi tavsiye edilmektedir.

Bursa-Uludağ


Türkiye’nin 5′inci büyük kenti olan Bursa ilimizin en büyük yükseltisi 2543m ile Uludağ’dır. Doğal zenginlikleri, yeşil dokusu, şifalı suları, yaz ve kış turizminin yoğunlaştığı yerlerdendir. Bursa, benzerlerine az rastlanır bir kültür ve tarih mirasına sahiptir. Bursa sınırları içinde iki önemli göl bulunmaktadır. Bunlardan biri Marmara Bölgesinin en büyük gölü olan İznik Gölü ve bir diğeri de Ulubat gölüdür. Uludağ’ın güney yamaçlarından doğan ve yine Uludağ’dan kaynaklanan birçok küçük dere ile beslenen Nilüfer çayı Bursa Ovasını sular. Bursa,Uludağ’ın yamaçları boyunca kurulmuş ve gelişmiştir. Bursa’nın 36 km güneyinde yer alan Uludağ, ülkenin en gözde kış sporları merkezidir. Yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik etkinliklerine de olanak sağlamaktadır. Kayak mevsimi normalde Aralık ile Nisan ayları arasıdır. Dağdaki pistlerin toplam uzunluğu 20 km’yi bulmaktadır. Normal kış koşullarında kar yüksekliği 3 metreyi bulur. Mevsim başında toz kar, sonunda ise ıslak kar özelliği gösterir. Kayak dışında snow board, big foot, buz pateni, kar motosikleti aktiviteleride bulunmaktadır. Uludağ Milli parkına hem karayolu ile hem de teleferik ile ulaşım sağlanabilmektedir. Kayak Merkezi Bursa’ya 40, havaalanına 60 dakikadır. Bursa kent merkezinden (Tophane-eski garajlar) minibüs bulunabilir. Teleferik, Bursa’nın ilin’de teleferik Kadıyayla ve Sarıalan arasında karşılıklı olarak çalışmaktadır. Sarıalan’a 20 dakikada çıkar. Yalnız, kayak takımlarını teleferikle taşımak yasaktır. Ayrıca,Uludağ’da pekçok konaklama tesisi’de bulunmaktadır.

İstanbul Destinasyonu


İstanbul

Yüzölçümü: 5.712 km²
Nüfus: 7.309.190 (1990)
İl Trafik No: 34

“Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer.” Bir koluyla Asya’ya, diğeriyle Avrupa’ya uzanarak iki kıtayı da kucaklayan kenti Lamartine böyle tanımlıyor.

Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmpatatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul’daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul’un “dünyanın merkezindeki” şehir olduğunu hissedersiniz.

AyasaofyaŞehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alır. Kentin tepelerinden yükselen 500′ü aşkın caminin sulieti başdöndürücü bir atmosfer yaratır. İnsan kendini geçmiş zamanla bugün arasında bir rüyada gibi hisseder! Altı minaresiyle İstanbul’un sembolü haline gelen, dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler nedeni ile “Mavi Cami” diye anılan Sultanahmet Camii’ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinien zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa’yı, Hz. Meryem’i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiştir. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Cami ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.

Marmara’ya ve Boğaz’a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alır. Topkapı’da Çin Porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz.

Ayasofya ile Sultanahmet Cami arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans Devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş bulunur.

Yerebatan Sarayı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biridir. En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu muhafaza etmektedir. İstanbul’da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan’ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunar.

İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehirdir aynı zamanda. Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim… Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.

Boğaz’da bir vapur gezisi, unutulmaz anılarınız arasına girecektir. Boğaz’ın iki yakasında sıralanan her birinden ayrı bir sevda masalının sulara yansıdığı asude ve emsalsiz yalılar, 20. yüzyılda yapılan lüks villalar, Dolmabahçe, Göksu ve Beylerbeyi Sarayları, Rumeli ve Anadolu Hisarları, balıkçı köylerinden kalma izler, lokantalar, çay bahçeleri, parklar, gece kulüpleri sizi büyüleyebilir. Aynı günde Karadeniz’in vahşi sahillerinde denize girip ardından Marmara’nın sakin kıyılarında bir çay bahçesinde bir fincan kahvenizi yudumlarken belki de tarihe geçecek anılarınızı kaleme alabilirsiniz.

Eşsiz tarihi ve kültürel geçmişi ve sayısız cazibesine ilave olarak modern oteller, istisnai lokantalar, gece kulüpleri, kabareler, tarihi çarşılar ve dükkanlar İstanbul’u konferans ve kongreler için dört dörtlük bir mekan yapmaktadır.

İlçeler

Adalar, Bakırköy, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüb, Fatih, Gazi Osman Paşa, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Küçükçekmece, Pendik, Sarıyer, Şişli, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Esenler, Güngören, Maltepe, Sultanbeyli, Tuzla.