Son ihtişam
| |
| |
Kırmızı Salon
Sarayın en görkemli mekanı, Muayede Salonu, yani padişahın büyük törenler ve ziyafetler için kullandığı salon, Aya Sofya'nın yapısını ve görkemini andırıyor. 36 metre yüksekliğinde ve 2000 metrekarelik bir alana yayılmış salonda 56 sütun bulunuyor. Bu salonun en önemli özelliklerinden bir tanesi dev yekpare halısıysa, diğeri de 4,5 tonluk, İngiliz yapımı muhteşem avizesi. Bu en büyük salonun dışında bir de Pembe ve Mavi Salon var. Her üç salonda da yürürken, eğer ortam çok kalabalık değilse ve sessizlik varsa, çok hoş bir ses gelir kulağınıza. Dev salonların kubbesinde hafif yankılar halinde zil sesini andıran sesler duyarsınız. Köşelere yerleştirilmiş dev kristal abajurların birbirine çarpan çubukları vücudunuzun esintisini ve ayağınızın titreşimini alır, bambaşka bir ses olarak yansıtır kubbeye.Kristal merdiven, Süfera Salonu ve padişahın huzuruna çıkılan Kırmızı salon, imparatorluğun tarihsel görkemini vurgulayacak şekilde süslenmiş ve döşenmiş. Harem ise, eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da ayrı bir bölüm olarak kurulmuş. Yine de Topkapı Sarayı'nın tersine, saraydan ayrı tutulmuş bir yapı olarak değil, bütünün içine yerleştirilmiş özel yaşama alanı olarak kurulmuş. 'Değerli Eşyalar Sergi Salonu'nda ise som altın ve som gümüşten yapılmış muhteşem objeler görmeniz mümkün. Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı olan saray, 1999 yılından bu yana son derece özenli bir biçimde ve bilimsel yöntemlerle restore ediliyor.
Dört mevsim bir arada
Atatürk, ancak 1927 yılında Dolmabahçe Sarayı'na gelmiştir. Cumhuriyet'in kurulmasının üzerinden çok fazla zaman geçmediği ve başkent de Ankara olduğu için, Atatürk'ün İstanbul'da bulunduğu dönemlerde yabancı devlet adamlarını ağırlayabileceği tek uygun mekan burasıydı. Dil ve Tarih Kongresi ve Tarih Sergisi gibi demokratik kültür hareketleri de yine bu sarayda yapılmış. Atatürk'ün bu sarayı çok da sevmediği, kalmaktan çok fazla hazzetmediği biliniyor ancak özellikle hastalığının son dönemlerinde burada kalmış. Sarayda, kendisini yormasını engelleyecek birtakım değişiklikler de yapılmış. 1938 yılındaki ölümüne kadar geçen süre içinde yattığı yatağı ve çok sevdiği söylenen, dört mevsimin bir arada göründüğü tablo da burada. Atatürk'ün ölümünden sonra, sarayın tarih sahnesindeki rolü tamamlanmış oldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder